4 Aralık 2015 Cuma

Okuduğum şeylere ya da tabiatı sevenlerden duyduğuma göre,günlük yaşantının akışı içinde sevmek gerekiyordu tabiatı.Son günlerdeki yaşantım içinde bu akışı sağlamak da oldukça zordu.Tabiattan payıma düşen çok az şey kalmıştı.Ömrümü eşya ile geçiriyordum.Eşyayı da sevmiyordum galiba.Daha doğrusu ,eşyayı insanlarla bir tutuyordum,ikisiyle de aramda yalnız benim bildiğim ve başkalarına açıklanması güç meseleler vardı.
Evet gökyüzüne bakmıştım, yuvarlak ve parlak ve ışıklı bir daireden başka bir şeye benzemeyen aya bakmıştım ve ne kadar güzel ,tıpkı öğretildiği gibi güzel anlatıldığı gibi güzel demiştim sonra;başımı aşağı doğru hareket ettirerek ,denizde ayın ışıltılı çizgilerini aramıştım.Ne acıklı bir maceraydı bu .Belki de değildi;belki de bunun acıklı bir macera olduğunu da bir yerden öğrenmiştim,bir yerde okumuştum...
Sonra evin yolunda buldum kendimi.Köpeklerin yanından biraz tedirginlikle geçtim.Nedense başlarını bile çevirip bakmadılar bana ; belki de kedilerle ,çöp tenekeleriyle meşgul oldukları için.Belki de dün gece bir yanlışlık oldu.Gergin oldukları bir sırada geçtim oradan .Belki kimi görselerdi havlayacaklardı.
Bana bir zamanlar , gel şu üniversiteye  gir demişti;asistan olursun.Hayır, ben zengin olacaktım;kendi başıma yaratamadığım heyecan havasını ,parayla satın alacaktım.Şimdi onun arabası var,katı var  bir insanın daha başka neyi olabilir?Ben otobüse biniyorum ;yüksek düşüncelerimi anlayamayacak kimselerle yolculuk ediyorum,yüzlerine bakıyorum ;hayır anlamıyorlar .

2 Aralık 2015 Çarşamba

Dostluk kelimesinden bile bahsetmeye korkuyorlardı.Meyhanede içerken Süleyman Kargı ,Selim'e sormadan ,Selim'in sevdiği mezeleri ısmarlıyordu.Bu davranışın da ne resmi çekilebilir, ne de yazısı yazılabilirdi.Selim fazla içtiği zaman Süleyman Kargı koruculuk taslamıyordu ona.

Tek başıma yaşadığım cehennemden çıktım;kalabalık bir cehennemin içine düştüm.
Rilke demekten hoşlanmıyorum;sanki onu çok iyi tanıyormuşum da ,ondan öyle konuşuyormuşum gibi geliyor bana. Rainer Maria Rilke :daha güzel ve insana yerini bildiriyor.

1 Aralık 2015 Salı

Beni kötü sonuçların beklediğini kuruyordum kafamda.Daha doğrusu ben kurmuyordum;kafamda kurulu bir makine vardı ve  bu makine durmadan ,ara vermeden düşünceler izlenimler sıralıyordu.Bu makinenin idaresi benim elimde olsaydı ,yalnız istediğim şeyleri ,istediğim sırada düşünebilseydim neler başarmış olacaktım.
Balkonun üstünü kapattık,camekan yaptırdık.Hiç yoktan bir oda kazandık.Mutfağın yanındaki balkonda duran tenekeleri buraya taşıdık.Gaz bidonunu da şuraya taşıdık.Şu girintiye de bir dolap yaptırdım.Yatak odasında sandıkta duran eşyayı koyuyoruz içine.O sandığın yerine de oturma odasındaki çalışma masamı koydum.Salon ferahladı.
Kimden ne zaman öğrendiler bu kadar bilgiyi?Bazısı sigara içiyor, öyle olur olmaz bir marka değil,kendi istediği sigaradan içiyor.Bazıları da yok uzundur diye ,bir sürü gazete ,dergi alıyor otobüse binmeden önce.Gazete satanlar biliyorlar  onların ne çeşit dergileri istediklerini;hemen koltuklarının altındaki yığından ,kılıç çeker gibi çıkarıveriyorlar.Sen o dergilerin daha adını bile duymamışsın ,şöyle ikiye katlayıp uzatıyorlar bir anda.Zehirlenmeden sigara içmek için ağızlıklar,saymak için tespihler satıyorlar;çakmağını dolduruyorlar,içine taş koyuyorlar.İhtiyaç sahipleri ve onlara ihtiyaçlarını temin için didinenler.Bu işler ne kadar uzak geliyor bize.Aralarındaki gizli bağı göremiyoruz.Sen tam ,bu adam elindeki eşyayı kime satar diye düşünmeye başlarken birden başka biri adam,beklenmedik bir adam elini kaldırıyor,ver bakalım bir tane diyor.Yağmurlu havalarda ayakkabı boyacıları vapura binmiyor;herkes işini biliyor bizden başka.Ben bütün insanlara hayranım Olric.Bütün satıcılar biletçi yanlarından geçerken gülümsemek gerektiğini ve arkasından nasıl küfredileceğini biliyor.Biletçi de işini biliyor;atarım sandığınızı denize bir daha görürsem diyor.Nasılsın arkadaş bir sigara ister misin? demiyor mesela.Benim yanımdan geçerken de saygılı bir tavır takınıyor.İçlerinden bir tanesi bile görevini şaşırsa kim bilir ne karışıklık çıkar.Vapur altüst olur .Hepimiz denize dökülürüz.
Perdeleri kapadı:Bu Turgut'un göreviydi.Işık yanarken pencereye ancak erkek yanaşabilir yatak odasında.Buradaki adetlere bir türlü alışamadım Olric.Bana öyle geliyor ki bizim soğuk ülkemizde,insanlar arasında , bu kadar  sık ortaya çıkmasa da ,bu kadar çok sözü edilmese de ,bu kadar yerli yersiz bahsedilmese de ,daha başka türlü ,daha başka anlamı olan sıcaklık vardır.

Bu kitap ne ciddi kavgaların ,ne büyük ve yaygın sıkıntıların ,ne de ezilen insanların romanıdır;bu kitap mustarip bir ruhun iç çekişlerinin romanıdır.Sizlere hizmetten şeref duyan yayınevimiz iftiharla sunar.Tutunamayanlar 

Oysa yazılmayan ne acıklı olaylar vardı.Haber aldığımıza göre iki çocuk babası genç bir mühendis,son günlerde evinde kötü kötü düşünmektedir.Özellikle karısı çocukları uyuturken karanlık düşüncelere dalan bu genç adam yuvasının geleceği hakkında planlar kurmadığı gibi ...
Nermin bakışlarını yumuşattı .Nasıl istersen ben kendim için konuşmadım .Seni düşünerek .Sözünü tamamlayamadı;eteğinden çeken Sevgi'yi eğilerek kucağına aldı.Ben herşeyden önce ,çocuğumun annesiyim ,demek istiyordu.Sen de babası olduğunu unutma Bu meseleyle daha fazla uğraşmam;görevlerim var benim.

30 Kasım 2015 Pazartesi

Olur şey değil!Hüsnü Beyle Mürvet Hanımın biricik oğlu ,modern mimarlığın en üstün yapıtlarından sayılan küçük burjuva tapınağının sayısız cilalı tuğlalarından biri ,bir karı ve iki çocuğun sorumlu saymanı ,KayalıMehmetliHulkiBeylikapıcılıbakkallıarabalı karmaşık ağın ana düğümü Turgut Özben parkta paranızı paranız kadar arttıran bir bankanın adını üzerine dağladığı bir bankın üzerine oturmuş düşünüyor.
Ben de hepinizden farklı bir solucandım, kim bilir?Şimdi yarısı ezilmiş ,yerde yattığı için belli olmuyor.Diğer yarısını yerden kaldırmak için çırpınan Günseli'yi bile acıklı gözlerle seyredemiyor.Gözleri ezilen yarısında kaldı da ondan.Anlayışı da o yarıda kaldı;bütün ümitleri,yaşama isteği de ,mühendislik diploması da ,iyi durum kağıdı da,çiçek aşısı kağıdı da ,altı tane vesikalık resmi de ,İsa sevgisi de ,bilmem nesi de ,yaratma hırsı da ,bir türlü atamadığı değersiz evrakı da ,Günseli'yi okşamak isteyen elleri ,ona dokunmak isteyen dersi de hep ezilen yarısında kaldı.Bu yarısında sadece ölüm acılığı kaldı.Bu nedenle şimdiye kadar söylediklemizi kısaca özetlemek gerekirse ,mezar taşına şöyle yazılması uygun düşer.(Yazı kabartma olmasın;uzaktan dikkati çeker)Şarkısı yarıda kaldı ,aklı da karıda kaldı.Sebep olanların gözü kör olsun.
Saatine baktı;saniyeleri izledi.Zaman kavramını canlı tutmaya çalışan yetkisiz bir gösterge .Zamanın böyle geçmesine imlan var mı?Yıllar, bu  küçük aralıkların birleşmesiyle açıklanabilir mi?
İçindeki o tarifsiz ,kuvvetli duygu,başka duyguları körleştiriyor mu ?İnsanlar!Neden kaybolup gitmemem seyirci kalıyorsunuz?Benden ne kötülük gördünüz?
Size de onlara da göstereceğim.Kimdi onlar?Bilmiyordu.Böyle olmama sebep olanlar diyordu.Her çağımda isimleri değişen ve aslında hepsi birbirinin aynı olanlar.Onlar işte!

27 Kasım 2015 Cuma

Peki ,ben  etki altında kaldığımı,kitapların beni mahvettiğini nasıl anlatacağım?

Tutunamayanlar Sayfa 384
...şehrin üstüne çirkinlik yığınları çökmüştü.İçinde herkesin küçük bir payı olan çirkinlikler.Mimarıyla,mühendisiyle ,ressamıyla ,yazarıyla bütün aydınların ,rahatsız olmadan bir köşesinde yer almaya çalıştığı ,bir köşesine tutunmak için uğraştığı çirkinlikler.Her çeşit aydınıyla ,yarı aydınıyla,okumuşuyla ,kendini yetiştirmişiyle , korkağıyla, gerçek mücadeleciyle,bu çirkin taş beton mozaik ve hepsinin üstünde sarı badana çatı katlarına tutunmaya çalışan şekilsiz kalabalık.....
Ben neredeyim , ne yapıyorum? Bütün bunlar ne demek?Kendini toparlayamıyordu.Unutulan bir borcun hatırlatılması .Elini alnına vurdu.Bir zamanlar, bir yerlerde ,bir takım olaylar olmuştu.Bana bir takım sözler söylemişlerdi.
Dişilerimiz yuvayı yapar,erkeklerimiz yiyecek taşır,leylekler de yavrularımızı getirir.Yazın da göçmen kuşlar gibi sayfiyeye taşınırız.
Belirsiz bir  rahatsızlık duygusu içinde yüzdüğünü seziyordu;silik bir huzursuzluk.Bazen , bir filmi seyrederken ,gazetede bir havadisi okurken,birden ürperiyor gözleri dalıyordu.Daha çok üzücü bir haber,acınacak bir insan gördüğü zaman bu duygular canlanıyordu.Sonra sarsılan hafıza düzeliyor yumuşak ve tek düzenli görüntülerle beslenerek sakinleşiyordu.
Masanın ortasına küçük örtü koymanın ne anlamı var?Orta halli bir aile oluyoruz.Ne demek sehpa örtüsü masa örtüsü?Çeyizinde varmış ne yapsın?
Matematik imtihanından önce de böyle olmuştum.Asistan soruları yazdırdı.Hiçbirini bilmiyormuşum gibi geldi bana .Sanki önceden hiç duymamışım.Kağıda öyle bakıyorum..Nereden başlayacağımı bilmiyorum;tereddütler içindeyim.Kimse de yardım etmiyor.Asistan başıma dikildi.Benden iki satır bilmenin gururu içinde.Oysa Gauss'un yanında benim gibi o da bir hiç.Farkında değil...

26 Kasım 2015 Perşembe

İnsan ,herşeyi göze aldığı bir anda hırsıyla baş başa kalıyor.Onun için değmez ,bunun için değmez ,adamın yorulduğuna değmez ,üzüldüğüne değmez ,bir orospu değer mi erkek adamların dövüşmesine ?Delikli demir icat oldu:düellonun tadı kalmadı
Ben sana gösteririm:Limonata-pasta-komparsita  düğünü yaparak evlendin ;bir önceki unutulmaz aşkının elemini bir sonraki kızın kollarında unuttun ve Allah kahretsin , belki de bu kelimelerle anlattın durumunu kıza evlenme teklif ederken ...
Belki yaşadığını sandığı hayat bir rüyadan ibarettir ve uyandığı zaman o da bütün gerçekleri görecektir; ya da herkes uyumaktadır ve onun yaşadıkları gerçektir.Yazar da bir gün onlar gibi uyuduğu zaman herkesin gerçek sandığı rüyalar görecektir.

25 Kasım 2015 Çarşamba

Mimar Cemil şiir bina ederdi
Kışlık kömürü bizim evden giderdi.
İkinci Şarkı

14 Ekim 2015 Çarşamba

Bir adam ,eski bir koca ,birdenbire çıkıp geliyor, daha yarım saat dolmadan ona Gogol’dan söz ediyorsunuz.Hepiniz aklınızı kaçırmışsınız.Siz ne duygusuz insanlarsınız.Neredeyse beni de çarklarınızın arasında ezecektiniz.

13 Ekim 2015 Salı

Gerçekle gerçek dışını ayıklamak eleştirmenlerin işiydi;bu sıkıcı görev onlara verilmişti.Ben zaten bu ayrımı pek iyi anlamamıştım.Ayrıca ,eşyanın ve insanın gerçekliğiyle değil ,benimle olan ilişkileriyle ilgiliydim.Hüsamettin Tambay ,Hikmet için "öteki ben" dedikleri zaman  ,hiç çekinmeden "öteki ben"senin   babandır diye karşılık verebilirdim 
Başka çaremiz olmadı için de hepimiz yerli mallara karşı sonsuz bir hoşgörüyle bakıyoruz.Yoksa albayım,siz de güçlü bir yabancı aydının hayal ürünü olsaydınız ,şimdiye kadar Amerika'yı falan keşfetmiş olmaz mıydınız ha?Benim gibi yorgun bir kafanın yaratacağı Hüsamettin Bey'den ne beklenebilir oysa?
Benim de gerçek dışı yaşantılarım oldu .Bilge ve Sevgi ile aynı insanın yaşayabileceğini düşünebilir misiniz?

9 Ekim 2015 Cuma

Her hareketin bir anlamı var .İnsan benim gibi hareketten vazgeçerse ,bu anlamları daha iyi hissediyor.Sigarayı yaktı;yanmış kibriti kutunun içine koydu.Her hareketini önceden hesaplarsan hata yapmazsın:aynı zamanda düşüncelerini hareketlerinden ayırırsın.Ne yaptığını hatırlarsın;düşünceden harekete geçmek kolay olur böylece.Düşünmeye başladığım sırada en son olarak sigara tablasını yere ,kilimin üzerine koymuştum dersin.Düşüncelerin seni bırakınca delirtici bir şaşkınlığa ,gerçeğe alışmanın zorluğuna düşmezsin.Kaç sigara içtiğini ,her birini nasıl söndürdüğünü ,kibritleri nereye koyduğunu hatırlarsın.Yoksa birdenbire sigara tablasının içinde dört izmarit ve iki kibrit bulursan büyük bir korkuya kapılırsın...Sigara mı yakmışım?Olağanüstü bir şey mi oldu bu arada?Aklımı mı kaybediyorum.Birden her şeyi unutacak mıyım?Oysa içinden bir ses kibrit kutusuna koydun,kibrit kutusuna koydun diye seni yatıştırırsa büyük bir ferahlık duyarsın;herkese ve her şeye meydan okumak için büyük bir cesaretle dolduğunu hissedersin.Benimle kimse başa çıkamaz hesabını veremeyeceğim tek dakikam yok diye gururlanırsın.Gerçekle rüyayı birbirinden ayırırsın.

8 Ekim 2015 Perşembe

Sevgi'yle Hikmet 'in evi kısa bir süre sonra gördüğü bu ilgiyi de kaybetti.İnsan bu evde bir sahne sonra ne olacağını merak etmiyordu;sürekli yeni heyecanlar beslenmiyordu,hep havada kalıyordu.Evlerindeki koltuk sayısı da bir türlü ikiye çıkmıyordu;oysa artık bir akrabalarının olması için gerekli zaman geçmişti.
Hikmet ,bu yuva denilen şeyi anlaşılan beceremeyecekti.Bununla birlikte yeni evlilere oturmaya gittiler ve yerlere minderlere oturdular,ikram edilen çayları kucaklarında içtiler.

7 Ekim 2015 Çarşamba

Acele kararların uğursuzluğuna inanışı;ıstırap ,acı,sefalet gibi belirsiz duran ve insan acele etmedikçe orada sadece birer kelime olarak bekleyen kavramlara karşı ürkekliği; üşümek gibi vücudun kaçınamadığı felaketlerin belki de düşünceyle ilgili bir talihsizlik olduğunu hissetmesi onu tutuk ,bekleyici ve her dinlediği sözün üzerinde sanki uzun uzun düşünen bir insan yapmıştı.
Hepimiz ,büyük kaderlerin oyuncaklarıyız....

6 Ekim 2015 Salı

Sevgi babasından ciddiyeti ,annesinden de üşümesini aldı.Tüylü ve insanın bütün vücudunu saran büyük şalları ,vitrinlerde her zaman hayranlıkla seyretti.Babasından aynı zamanda belki de tereddüt ve hafif bir cimrilik aldığı için çoğu zaman sadece seyretmekle yetindi.
Sokağın başında indi.Köşede çiçekçi var.Peki , beni evde bulacağını nereden bildin de çiçek aldın?Yok canım, böyle şey sorulur mu?İnsan ,kendine eziyet olsun diye, böyle münasebetsiz sözleri düşünür ancak.
Neden gidiyorum gerçekten ?Bir kere yola çıktım,korkunun sonunu görelim bakalım.Bilge.Bu ne güzel elbise!(Yok deve!)Bir espri yaparım.(Aşkla oynanmaz) Aşkla oynarım....

2 Ekim 2015 Cuma

Yüzüne baktım Sevgi'nin ;göremedim.Yani ,şimdi göremiyorum.Yüzü nasıldı acaba?Hatırlamıyorum.Bilge'nin yüzü geliyor aklıma.

30 Eylül 2015 Çarşamba

Ülkemizin tozlu yollarından bir süre kurtuldum ,öğretmenim.Yatağa pantolonumla uzanmadım bir süre.Ülkemizin sorunları da sizlere ömür.Acele iki kişilik bir ülke kuruldu.Ülkemizin sorunlarına ,mavi yollu perdelerimizi kapadık.Perde raylarını çakmak biraz zor oldu tabii.İki kere çekici elimden düşürdüm; duvarlar da delik deşik oldu.Beceriksizdim diyemiyor insan ,birinci tekil şahıs olarak ,öğretmenim.
Bilge'nin adamı ,durumu anglosaksontavrıyla ve hoşgörüyle karşıladı.Daha çok kızdım daha çok terledim daha çok tepindim.Sevgi ile Bilge' nin adamı dansetmediler.İkisinin de endişe edecek durumu yoktu.Benim durumum sallantıdaydı.Kendimi küçülttüğüm halde bir sonuca varamamıştım.Üçünün arasında ezilip kalmıştım.Masada otururken durmadan bunları düşünüyordum.Onlar yaşıyorlardı,kendilerini yaşıyorlardı.Ben kimdim ya da kimi canlandırıyordum.

4 Eylül 2015 Cuma

Son yemek son sevişme canım Bilge.Oyunlar tehlikeli dışardan göründüğü gibi eğlenceli değil.
Bütün hayatımı kelimeler uğruna  harcadım,içi boş kelimeler uğruna.Kelimelerin gerçek anlamlarını bilmeden onlarla oynadım.Oyunları da kelimeler içinde tutukladım.İşte bunun için sevgili Bilge, beni bıraktılar bıraktın.Soluk almak için güneşe çıktın.Biz Sevgi ile başbaşa kaldık ; Hikmet'imiz bu kadarmış, ne yapalım?
Koridorda dolaplar, dolaplar. Eskiden alınmış ahşap dolaplar, yeni çelik dolaplar. Dolapların içi dolmuş, üstüne taşmış: tozlu dosyalar. İplere, kâğıtlara sarılmış dosyalar. A- 2, B-4... Ne anlamsız bir yaşantı. Dolabın kapağında bir yazı: yangında ilk kurtarılacak eşya. Onu değil beni kurtarın. Nasıl dayanabilirim ben, Turgut Özben, bu beklemeye? Nasıl dayanamazdık Selim’le birlikte üniversitede? Nasıl kaçardık sınıfların arka kapılarından? Selim, bütün bu eşyanın yanmasına kim bilir nasıl sevinirdi. Bir gün öfkelenmiş- ti birden: hepsini yakmalı, bütün evrakı, kayıtları, belgeleri. İnsanlık bunlarla ayakta duruyorsa şaşırıp kalsın herkes: şaşırıp kalsınlar da şaşkınlıktan, ne yapacaklarını bilememekten ölsünler.

21 Ağustos 2015 Cuma

Yaş Değiştirme Törenine Yetişen Öyle Bir Şiir

Ben seni uzun bir yolda yürürken görmedim ki hiç

Yağmurlar altında gördüm, kadeh tutarken gördüm de

Bir kıyıya bakarken, bakarkenki ağlayan yüzünle

Ve yarışırsa ancak Monet'nin

Kadınlarına yaraşan giysilerinle

Gördüm de

Ben seni uzun bir yolda yürürken görmedim ki hiç.


Öyle kısaydı ki adımların, diyelim bir yaz tatilinde

Bir otel kapısının önünde, tahta bir köprünün üstünde

Bir demet çiçekle paslanmış bir kedi arasında

Öyle kısaydı ki adımların

Şöyle bir bardak yıkayışının vaktiyle

Ölçülür ve denk düşerdi ancak

Ben seni uzun bir yolda yürürken görmedim ki hiç.


Yok bir yanıtın "nereye" diyenlere

Bir buz titreşimi gibi sallantılı ve şaşkın

Ve çabuk bir merhaban vardır bir yerden gelenlere

O bir yerler ki, diyelim çok uzak olsun

Sen gelmiş gibisindir oralardan, otobüslerden

Yollardan, deniz üstlerinden topladığın gülüşlerle

Ben seni uzun bir yolda yürürken görmedim ki hiç.


Seni görünce dünyayı dolaşıyor insan sanki

Hani Etiler'den Hisar'a insek bile

Bir küçük yaşındasın, boyanmış taranmışsın

Çok yaşında her zamanki çocuksun gene

Ben seni uzun bir yolda yürürken görmedim ki hiç.


Mart ayında patlıcan, ağustosta karnıbahar

Mutfağın mutfak olalı böyle

Bir adın vardı senin, Tomris Uyar'dı

Adını yenile bu yıl, ama bak Tomris Uyar olsun gene

Ben bu kış öyle üşüdüm ki sorma

Oysa güneş pek batmadı senin evinde

Söyle

Ben seni uzun bir yolda yürürken gördüm müydü hiç.

Edip Cansever

20 Ağustos 2015 Perşembe

 Korkuyorum Bilge. Oysa, büyük işler yapmak istiyorum. Ben filozof olmak istiyordum Bilge. Piyano da çalmak istiyordum. Kadınlar gözlerini kapayıp beni dinlerken ellerimi tuşların  üstünde gezdirerek hüzünlü şarkılar söylemek istiyordum. Sesim de güzel olmalıydı. Şimdi size küçük bir bestemi çalacağım, bakalım beğenecek misiniz? Kadınlar, küçücük elleriyle alkışlıyorlar beni; hepsi de heyecanlı. Evet, diyorlar. Hikmet siyahlar giymiş; hava da sıcak, ama terlemiyor. Basit insanlar terler böyle durumlarda. Aynı zamanda koşuyor: On kilometreyi otuz dakikanın altında koşuyor. Topu ortaladı, gol oluyor: Kimseye değmeden top kaleye giriyor. Koşuyorlar, köpek havlıyor. Altı mı oldu? diyorlar. Sekiz oldu. Herkes birden alkışlıyor: Seyirciler, kadınlar. 
Yüzüm, günden güne hiç değişmediği halde (bunu, her sabah aynada yaptığım gözlemlerle biliyordum), resimler arasında vahim farklar vardı. Bu değişikliği, yüzümde izleyemediğim için üzüldüm; hiçbir şeyin gelişimini (ya da çöküşünü) izlemek mümkün olmuyordu. Fotoğraflarımda, hep bir şey düşünüyor gibiydim. (Günlük tutmalıyım; hiç olmazsa düşüncelerimin gelişimini ya da çöküşünü izlemeliyim.) Birdenbire kendimi bu evde bulmuştum sanki. Daha önce ne olmuştu? Sanki, kime yazıldığı bile belli olmayan bu mektubu almadan önce yaşamamıştım, şimdi zaten yaşamıyordum. Bütün hafızamı, hayal gücümü zorluyordum; geçmişe ait bir şeyler hatırlamak, bir şeyler görmek istiyordum. Olmuyordu
Başlayıp da yarım bıraktığım bir sürü teşebbüs, evin her tarafına dağılmıştı. (Sanki kafam da onlarla birlikte çekmecelere, dolaplara, sandık odasının eşyaları arasına dağılmıştı. Kafamı toplayamıyordum bu yüzden.) Her şeyi düzene koymaya, hayır daha önce ayıklamaya, hayır en önce nerede ne varsa bulup çıkarmaya, hayır hayır hepsinden önce evi dolaşıp, hafızamı yoklayıp nerede ne olduğunun tam listesini çıkarmaya karar verdim. (Her zaman böyle, tersine işlerdi kafam.) 
Sonra, vazonun dışında eşyayı, çevremi gördüm; demek, düşünmem bitmişti, (insanın, sürekli yaşadığını hissetmesi için, bazı değişmez ölçülere başvurması iyi oluyordu.) Sonra, birden o zarfı gördüm. Koridorda bulunan tanıdık eşyanın dışında tek yabancı şey olduğu için, onu. hemen gördüm: Rafın üstünde duruyordu. İçine oda kapılarının anahtarları konulduğu için vazonun yeri orasıydı, taşı bittiği için bir aydır kullanamadığım çakmak da bıraktığım yerdeydi; tuvalete giderken yanıma aldığım bir kitap, kırık olduğu için salona alınmayan heykel, bin iki yüz liralık hesabımın olduğu bankadan yılbaşı hediyesi sigara tablası (onun içine sigaramı yalnız, ayakkabılarımı giyerken koyardım)... hepsi yerli yerindeydi. Demek ki, üstü yazılı olmayan bu zarf yeniydi. (Bu 'demek ki'ler beni her zaman rahatlatırdı.) Fakat ben oraya zarf koymazdım. Çünkü zarfım yoktu evde. Çünkü kimseye mektup yazmadım. Çünkü kimse bana mektup yazmazdı. Korktum. Çünkü, 'demek ki' diyemeyeceğim bir yerlere gelmiştim. İçime bir ağrı saplandı. Ne olurdu bir 'demek ki' daha diyebilseydim. Zarfı, olduğu yere bıraktım. Çevremde bir 'demek ki' aramaya başladım ümitsizce...
Korkuyorsan, neden bu kadar uzakta yaşıyorsun şehirden? Neden üç evli sokağın en ucundaki evde oturuyorsun? Son kaldırım taşından bile elli beş adım ötede ne işin var?
Artık eski şakacılığımı da kaybetmiş olduğum için, şimdi hissettiğim istihzayı da duymuş olamazdım. Fakat, köpeklerle aramızdaki gerginliğin de böyle bir sırada patlak vermesi iyiye yorumlanamazdı. Bütün bunlar, benim sokağa yakın olmuştu; evlerin kalabalık olduğu son sokakta havlamışlardı bana. Köpekler evimin kapısına kadar gelemezler diye düşünüyordum; benim sokakta üç ev vardı, yani üç çöp tenekesi vardı. Hayır, orada barınamazlardı. Bu sokakta ancak ben barınabilirdim. Benim de sebeplerim vardı. Köpeklerin böyle sebepleri olamazdı, onlar düşünemezlerdi. Ben, kendime göre durumu açıklayabiliyordum. Başkalarına anlatılması güç de olsa, bu açıklama düzenim, öyle her insanın kolayca ulaşabileceği cinsten değildi. Ayrıca köpek meselesinde olduğu gibi, bazı durumlarda kökten sarsılıyordu bu düzen. Bu nedenle, köpeklere gereğinden çok kızdım; bu kızgınlığımın büyük bir kısmı da havlamalar bittikten sonraki döneme rastladı.
Selim, insanın yaratıcı hayal gücünü öldürüyordu. Kambur duruşu, dağınık saçları ve ütüsüz elbisesiyle Selim, insanı can sıkıntısı ve ümitsizliğe sürüklüyordu. İnsan ona bakınca, gerçi bir süre
kendinden memnun oluyordu; fakat sonunda canı sıkılıyordu.Selim de can sıkıcı ve hayal kırıcı görünüşünün, insana yeni heyecanlar ilham etmeyen pısırıklığının farkındaydı.Her gece yatakta bu durumdan kurtulmak için Allah’a yalvarıyordu:omuzları biraz daha genişleyemez miydi? Gittiği partilerde bir kenarda oturup surat asmamak için acaba onadans öğretilemez miydi? Allah, Selim’e dans öğretmeye pek niyetli görünmüyordu. Her şeye kadir  olduğu halde böyle küçük işlerde bile kullarına yardım etmiyordu. Üstelik bu işlere Metin’i memur ediyordu ve Metin de Selim’in beceriksizliğiyle alay ediyordu: Selim’in hiçbir şey öğrenemeyeceğini söyleyerek gülüyordu. Selim ise, kendini Metin’e beğendirmek için çırpınıyordu. Bir yandan da Allah’a başvurmayı ihmal etmiyordu: çok zayıftı, biraz daha kuvvetlenemez miydi? Metin, izci takımında trampet çalıyordu, Selimde trampet bölüğüne alınamaz mıydı? Allah susuyordu.
Utanç devri, tutunamayanların (disconnectus erectus) ortaya çıktığı tunç devrinden hemen sonra gelen tarih öncesi bir dönemdir. Selim Işık, modası geçmiş bir yaratık olduğu için bu dönemi günümüzde yaşamaya çalışmıştır.Utanç devri bugün bütünüyle yürürlükten kaldırıldığı halde,Selim kararın ilanı tarihinde bir dalgınlık eseri olarak durumdan haberdar olamadığı için, eski kararın gereklerine göre hareket etmiştir. Yaptığım etraflı araştırma sonunda utanç devri olaylarına Metin’in birinci derecede karışmış olduğunu öğrendim. Metin’le yapılan görüşme ve kendisinin
yazılı olarak verdiği bilgilerle, durumu aydınlatmayı başardığımı sanıyorum. Tunç devri için konulan yeni kanunların uygulanmasında karşılaşılan güçlükler, bu devrin bilinmeyen bir tarihe ertelenmesiyle sonuçlanınca, utanç devrinin ağır şartlarına boyun eğmekten başka bir çare görülmemişti.Metin’in varlığıyla büsbütün ağırlaşan bu şartların yarattığı ortam, Selim’i kaçınılmaz bir yaşantıya sürükledi.
Sayfa 431

19 Ağustos 2015 Çarşamba

Korkuyla beklemek ,korkuyu beklemek gereksizdi; çünkü dünyanın yarıçapını ve İstanbul'un fethini biliyordum.Üç çeşit yönetim biçimi vardır anlıyor musunuz; Mutlakiyet , meşrutiyet,  cumhuriyet.Bunun dışında hiç bir şey yoktur, varsa da bunlardan birine girer.Dünya basık bir yuvarlaktır ve yer çekimi diye bir kuvvet vardır anladınız mı?(Bağırıyordum) Ben liseyi bitirdikten sonra üniversiteye girmek istedim, babam ölmeseydi ,birden kendimi yorgun hissetmeseydim.Annem de çok isterdi okuyup adam olmamı, para kazanmamı ; bu yüzden serbest bir meslek seçtim ve başarıya ulaşamadım.(Önemi yok önemi yok) Memur da  olsaydım  başarıya ulaşamayacaktım; zaten memur olmak başarıya ulaşamamak demektir.Bana öyle söylemişlerdi.Memurun kamuyla bir ilgisi vardır: çünkü  ona kamu kesimi denir ,ben serbest kesimdeyim.Çok kazanmak istiyordum :fakat bu dünyada biliyorsunuz ancak işini bilenler kazanır.Ben de işimi bilmek istiyordum.Bu yüzden çok okuyordum.Bir çok şeyi biliyordum.Şimdi bildiklerimi unutmamak için büyük bir savaş veriyorum.
Sayfa 81
Büyük bir fırtınaya tutulmuştum.Evet yabancılarla dolu,bana yabancı olanlarla  dolu, uçsuz bucaksız bir denizin ortasında yalnız başıma kalmıştım.Düşündüm .Avucuma aldığım nohutlara bakarak hayatımı ne işe yaradığını bilmediğim zavallı yaşantımı düşündüm.Nohut ve makarna gibi bir araya getirilemeyen parçalardan oluşan günlerime acıdım

18 Ağustos 2015 Salı

Başım çatlayacakmış gibi ağrıyor;kolum bacağım tabiri caizse başını alıp gitmek istiyor.Fakat alıp gitmek istediği baş onun değil ki.Bütün organlarım böyle hastalıklı bir başın buyruğunu dinlemek istemiyorlar.Hastalıklı beynimin de oyunları var:Büyük hayaller kuruyor ve ne yazık ki beceriksiz organlarıma söz geçiremiyor.Onlar da aklımın yaşantısını rezil ediyorlar.

17 Ağustos 2015 Pazartesi

Sokak boşalmıştı. Hüsamettin Bey pencereden çekildi, divanın üstüne oturdu, biraz ağladı.Sonra masanın başına geçerek Hikmet'in çekmecesini çekti, bir iki kağıt çıkardı.
Muhterem gazetenize,
Bugün oturduğum evde elim bir hadise cereyan etti...
....Bizim mütevazi muhitimizde Hikmet dostumuzu tutmak için sarf ettiğim gayret maalesef müspet bir netice  tevlid etmemiştir.Hikmet Bey kardeşimiz bir yıldız gibi kayıp düşmüştür.
                                                                                             Bilvesile hürmetlerimle
                                                                                              Emekli Albay
                                                                                              Hüsamettin Tambay
                                                   Elim Bir Zayi
Merhum Süreyya Hanımın ve muhasebe-yi hususiye memurlarından merhum Hamit Beyin oğulları Ticaret Geliştirme Şirketinin bir zamanlar muhasebe yardımcısı mahallemizin sakinlerinden eşşiz dost ,iyi insan, örnek arkadaş,müşfik kardeş,mütevazi komşu v.b mümtaz insan
                                                  Hikmet Benol
elim bir kazayı müteakip derhal vefat etmiştir.Kederli arkadaşlarına başsağlığı dileriz.
                                                                                                       Komşuları
                                                                                                  Hüsamettin Tambay
                                                                                                             ve                                                                                              
                                                                                                   Nurhayat Hanım
Not:Bu ilan için iki güne kadar bizzat matbaanıza gelerek size elli lira takdim edebileceğim.Mütabakisini de ay başında üç aylık maaşımı tahsil edince hemen ödemeyi taahhüt ederim.                                                                               H.T
Anlamıyorum diye mırıldandı Hüsamettin Bey .Neler olduğunu hakikaten hatırlamıyorum Hikmet.Sen bana müsait bir zamanda anlatırsın olmaz mı?İtiraf edemediğim bir eksiklik hissi var içimde, Hikmet oğlum .Sanki herşey başka türlü olabilirdi,başka türlü oynanabilirdi.

14 Ağustos 2015 Cuma

Sevgi, uzun bir kış uykusuna yatmış gibiydi; uzun boylu bir kahramanın kendisini öperek uyandırmasını bekliyordu.
 Çok kitap da okumamıştı; sadece Nursel Hanımla birlikte yaşadığı gürültülü hayat sırasında bazı kitaplardan bahsedildiğini duymuştu. Bahsedenler de genellikle bunları başkalarından duymuş oldukları için, kitaplar hakkında da fazla bilgi edinememişti. Ev kadınlığını da öğrenememişti; erkekleri çekecek hayat kadınlığından da uzaktı. Bazı haksızlıklara uğramıştı; başka söylenebilecek bir şey yoktu. Solgun yüzüne bakan erkekler, orada dinlendirici bir manzara bulurlardı. Bir gece çok sarhoş olan bir ressam, yanındakine, «Bu kızla evlenmeli azizim,» demişti. «İnsan sanatoryuma girmiş gibi olur.»
Syf 231

13 Ağustos 2015 Perşembe

Az kalsın kitap okuyamamak şeklinde ortaya çıkan bir hastalık var mı diye soracaktım ona.Allah'tan hemen vazgeçtim.
İnsan beyninin böyle farklı güçte olması ,birinin yazdığını ötekinin okuyacak kadar bile bir zekaya sahip olamaması çok üzücü.
Turgut ,matematiğe akılları ermiyor ama sezgileri yerinde ,diye düşündü.Ne yazık bir kaç yıl sonra büyüyecek ve sezgileri zayıflayacak.Kötü bir devre.Ya hep küçük kalsalar ya da birden büyüseler.Bu yavaş büyüme dayanılmaz bir şey.Yanınızda yetişen bir şeyin siz anlamadan büyümesi.

12 Ağustos 2015 Çarşamba

Annesinin oturduğu koltukta sanki kocaman bir delik vardı artık.Sanki bir duvar yıkılmıştı.Gerisinde bu büyük ve karanlık ve ürkütücü boşluğun bulunduğu bir duvar.Bu duvar korumuştu onu yıllarca karanlıktan .Artık bir şey görmek mümkün değildi.Artık onu kimse anlamayacaktı.Artık onunla rahatça alay edeceklerdi.Artık ona daha kolay saldırabileceklerdi.Artık onu ezip geçebileceklerdi. Artık onun başına gelen haksızlıklara sessizce karşı çıkan tek varlık yok olup gittiği için (bunu düşünmek ne kadar günah da olsa evet yok olup gittiği için ) onu dinleyemeyeceklerdi.Kelimeleri bulmakta zorluk çektiği zaman içlerinden istihzayla gülümseyeceklerdi. Hem küçümseyeceklerdi hem acıyacaklardı artık.Zavallı kız diyeceklerdi; bir yandan da onun yanından kaçmak ,onunla birlikte olmamak için can atacaklardı.Hayır önce acıyacaklardı ve bu acımaları yüzünden onun daha küçülmesini daha zavallılaşmasını bekleyeceklerdi.Çünkü şiddeti artmayan bir zavallıktan çabuk uslanılırdı; böyle bir insanın sağladığı heyecan kısa bir süre sonra sönerdi.İnsan kendisine acındıkça alçalmalıydı.Üstelik Sevgi'nin  bir de başını dik tutmaya çalıştığını, küçük boyuna bakmadan ,uzun boylu normal bir insan gibi yükselmeye çalıştığını görünce ,omuzlarını silkerek uzaklaşacaklardı.

5 Ağustos 2015 Çarşamba

Geriye, sandalyeye döndü. Herhalde çok geç kalmış olmalıydı. Hemen gömleğinin yakasını ve kol düğmelerini çözdü. Büyük bir torbayı çıkardı başından. (Yarabbi! Ne kadar çok şey giymişti üstüste.) Kısa bir süre bu çuvalın karanlığında kaldı. Sonra, yerdeki yığının yanma bıraktı onları. Çekingen adımlarla yatağa yürüdü. (Önce yanına yatmalıydı tabii. Aceleciliğinden utandı.) Bilge ona yer verdi. Neredeyse teşekkür edecekti Bilge'ye. (Here I come desene. Şimdi olmaz.) Kararsız kollarıyla ona sarıldı. Bilge ne kadar değişik kokuyordu. Tam çıplak olmadığını hatırladı birdenbire: Saatini çıkardı. Sonra bir süre kendini unuttu. Kendisiyle birlikte, kafasında daha önce yaşamış olduğu birçok Bilge'yi de unuttu

4 Ağustos 2015 Salı

Yalnız bir erkeğin giyinişindeki acımasız sertliği beceremezsin. Hitler'e bak, Musolini'ye bak: Kılıkları ne kadar beceriksiz ve zevksiz bir düzen içindedir. İhmalcilikleri ne kadar gerçektir. Elbiseleri üstlerinden sarkar. Evlerini bile ne vahşi bir görgüsüzlükle döşerler. Yalnızlığın görgüsüzlüğüdür bu. Sınıflarını bulamamış insanların derbederliği içindedirler. Birbirlerini sevmeyen evlilerin de görünüşü böyledir.Dağınık yaşantılarında hiçbir güzellik  yoktur. Tek başına düşünme katılığının kokusu her tarafa sinmiştir. Ağır bir günün bunaltıcı, öfkelendirici yaşantısı bitince eve dönen evli ve yalnız bir erkek ne yapacağını bilemez; horgörülmelerin, aşağılanmaların intikamını alma susuzluğuyla yanarken çevresinde yatıştırıcı en küçük bir ayrıntıyla karşılaşamaz. Hırsla çekiştirerek çıkardığı elbiselerinden alır intikamını. Apokalipsin Dört Atlısı, dünyanın en kötü giyinen erkekleridir.

28 Temmuz 2015 Salı

"Böyle olmasını istemezdim ama hep olurdu. Dünyanın bütün kızılderilileri yenilir, Spartaküs kaybeder, gün batarken sararır, kuşlar döner, Sadri Alışık denilen hergele, her filminde ağlardı. O ağladıkça  ben de ağlardım. Nedenimi bilmez ağlardım ağladıkça  Sadri'ye kıl kapar, gıcık olurdum. Üçüncü şahıs olarak kalışına, hep gidici kadınları  sevişine, bu gidiciliklerin  bir mecburiyet gibi duruşuna, Sadri'nin bu mecburiyetlere, giden kisinin özgürlüğü olarak bakıp, ona ihanet etmemek için kendine ihanet edişine."
Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku

20 Temmuz 2015 Pazartesi

 Eşyanın sürekliliğinden çekiniyorum. Bu sürekliliğin kendisine bulaşmasından korkuyordu. Yaklaş onlara, dokunmaya çalış. Onlarla uyuşmaya çalış. Hayır, kaybolurum sonra, eşyanın içine düşerim. Bilge de onların arasında. Bilge'ye ulaşmak için, onların arasından geçmek zorundasın. Olmaz, ben yalnız Bilge'yi istiyorum. Bilge her yere kök salmış, ayıramazsın Bilge'yi onlardan, sonra çok acı duyar. Bilge beni dinliyor. O başka. Yüzünde, ilgiye benzer bir şeyler var. Senin gibi değil Bilge: Eşyayı ve seni birlikte seviyor. Fakat ben eşya gibi olamam. Eşyanın belirli kuralları var: Ne zaman ne yapacağı belli. Ben, istesem de, bunu beceremem. Böyle olduğumu Bilge'ye anlatsam mı? Sakın ha. Ya anlarsa? Deli misin? Eşya, seni ele verecek değil ya. Ya sorarsa? O kadar biliyorsun. Nasıl biliyorum? Biliyorsun işte: Devetabanı ne renk? Neresi? Yaprakları canım. Yeşil. Gördün mü? Sen, kaldığın yerden devam et sözlerine. Bu duraklamanın neden olduğunu anlamadı, değil mi? Duraklama bile olmadı. Sen konuş.
156

17 Temmuz 2015 Cuma

 Hikmet  Ağabeyin, bilmem neden, Bakkal Rıza ile konuşurken çok seviniyor: Ondan, bir adam yapacakmış yeni baştan. Bakkal Rıza, ona, hocam diyor. Karısı da bilmiş bilmiş susup oturuyor. Bana sorarsan, benden fazla anladığı yoktur. Ben bile, bahçıvancı  yerine bahçıvan demesini öğrendim iki haftada. Bu kadın da, bakkal karışıyım diye kurulur; başım ağrıdı bu sohbetten diye yakınır. Ona aldırmıyorlar elbette. Bazen çırak Süleyman da geliyor. Ellerini mavi önlüğünün içine saklar hep, fakir. Ceketi yoktur. Dükkân dükkân kokuyorsun, denir ona. Patronu konuşurken, Süleyman hep başka tarafa bakar. 
Korkunç bir rüya gördüm. Nasıldı? Aklımı toparlamalıyım. Kâmil Bey, Naciye Hanımın kocası olamaz mı? Neden olmasın? Aynı evde ben de yatıyordum. Birden şiddetli bir korkuyla sarsıldı, kendine geldi. Çevresine baktı: Gecekondu. Hüsamettin Bey üst katta oturuyor. (Doğru mu? Evet.) Kâmil Bey uzakta kaldı, adını hatırlayamadığım banliyöde. Naciye Hanımın kocası değildi, Fatma Hanımın kocasıydı. Bu evde yalnızım, kendi evimdeyim. (Sümüklüböcek! Hayır, yıllarca önceydi.) Gecekonduda değil miyim? Pencereye baktı: Gerçek bir pencere, gerçek karanlık, yarı karanlık. Elini bacağına bastırdı. (Acıyor. Gerçekten uyandım.) Karanlıkta bir süre kımıldamadan yattı. İçindeki korku boşluğu küçülmüş, karnına yerleşmişti. Ellerini karnının üstüne koydu: Bir şeyler yemeliyim, bu boşluğu ortadan kaldırmalıyım. Buzdolabına gitsem... Kafasında yaptığı mutfak yolculuğunu yarıda kesti: Buzdolabı yok. Yatağın yanındaki komodine baktı: Üstü çekmeceli, altı kapaklı bir dolap. Gece lambası. Işığı yaktı. Dolabın kapağı içine çökmüş. Otel gibi... otel gibi. Komodinin üstünde bir bardak vardı. Bardaktaki kabarcıklı sudan bir yudum içti, ılık ve acı suyu beğenmedi. Evliliğin serinliğini kaybettim. Naciye Hanımın ağzında bıraktığı acılık duruyor.

29 Haziran 2015 Pazartesi

  Biri ona gülümsüyordu: Kayınpederi! Tabağını uzatıyordu; karanlıkta iyi seçilmiyordu yemekler. Başının döndüğünü hissetmişti birden; sandalyeden yere düşeceğini sanmıştı. Dayanmalısın Hikmet, diye direnmişti içinden. Sen damatsın! Damat! Damat! Gelin var, kaynana var, sahte ya da gerçek baldızlar var. Ne diyorlardı? Çevremde pervane olmak gibi bir şey. Küçük kanatlar takmışlar; ellerinizde meze dolu tabaklar, tepemde uçuşuyorlar. Bırakın tabakları, beni tutun: Damat düşüyor. Rezalet! Hayır düşmedim; bana öyle geldi. Bir çınlama! Elimde bir bardak tutuyormuşum ve kayınpeder, kadehini bütün hızıyla vurmuş benim bardağıma. Gülüyorlar. Kaldır bardağını. Hâlim yok. Mış gibi yap. Bütün yiyecekler karanlık; yalnız, baldızlar parlıyor... yuvarlak baldızlar... Büyük bir kaşık, tabaklardan birinin içine yavaşça gömüldü. Sana bakıyorlar; tabağını uzat baldızlara. Bayılmadım değil mi? Hayır
Gönül isterdi ki albayım, insanın hayatında önemli sayılması gereken böyle bir gece, daha canlı ve aslına uygun bir hava içinde geçsin. Oysa, ben çok içemedim; yemeklerin çoğu da kaldı. Sahneye yeni çıkan acemi iki oyuncu için bir bakıma başarılı bir oyun sayılabilirdi.Yan rollerde kayınpeder ve özellikle trajedideki koronun yerini tutan baldızlar görevlerini yaptılar.Bu senin hayatındı oğlum Hikmet .Böyle bir oyun üzmedi mi seni?

24 Haziran 2015 Çarşamba

Sonunda ben de onlar gibi aptallaştım,lüks lambasının ışığında yediğimiz yemeklerin iyi olduğundan ,insanın kendi evinde oturmasının yararlarından söz ettim.Nazmi de bana''  Alay mı ediyorsun''demedi.Ben de ona ''Nedir senin bu durumun ''demedim. Birbirimize bir şey demedik.

31 Mayıs 2015 Pazar



“Yani galiba seviyordum, sanırım sevmek böyle bir şeydi. Hiç yanımdan gitmesin istemekti. Yanımdan gitmesin, gündüz de gece de benimle dursun, başka odada uyumasındansa gelsin benimle balkonda başlı-kıçlı yatsın gerekirse, benimle simit satmaya, mahalle maçına, okula, denize de gelsin. Ekmeği, babamın sigarasını birlikte alalım, birlikte büyüyelim, okulumuzu bitirip evlenelim, el ele tutuşalım, annesi de iyileşsin, bayramlarda hem onun annesini hem benimkini ziyaret edelim. Ben askere gittiğimde bile o her hafta sonu beni görmeye gelsin. Onunla aile olalım, "Araba aldık çok borcumuz var," diyelim, "Çocuk ne zaman çocuk?" desinler, biz utanalım. Ama hiç ayrılmayalım.”

Bangır Bangır Ferdi Çalıyor Evde....
Ziyan aklımı senle bozmuşum...
Tabiatla da iyi geçinmesini bilemedim.Gene de anlayışla kabul eder beni belki.Galsworthy'nin hikayesindeki gibi , elma ağacının altına da gömmezler ki insanı...

10 Mayıs 2015 Pazar

Yaşı kaç olursa olsun bütün kadınların ağlamasında insanın kendi annesinin ağlayışını hatırlatan bir şey var, canından can yolar adamın. 
Mahir Ünsal Eriş

8 Mayıs 2015 Cuma

Sen gideli neler oldu bak diyerek herşeyi bir çırpıda anlatmayalım.Bu sağlık bozucu davranıştan kaçınalım.Hemen birbirimizi eskitmeyelim.Dur ıslanmışsın sana kuru birşeyler vereyim deme.Hürriyetime düşkünüm biliyorsun.Nasıl olsa kururum.
Asıl oyun başlıyor albayım.Anladık anladık dedi albay.
(Hikmet I 'in cenaze ve Hikmet II 'nin evlenme töreni hazırlıkları.Gerekli hava: Kayınpeder ,terzi,Sevgi,kaynana, bana,anne,davetliler,Dumrul ,nikah memuru tanıdıkları vb. kişiler.Söylenmemiş bazı sözlerin yarattığı korku,ölen kişilerin ölümlerinden kesin sonuç alınmadan girişilen yarattığı kabuslar v.d korkular. v.d borçlar .Süre aşımının heyecanla beklenişi ,bu arada yeni taahhütler ,yeni Ülkedeki büyük Fransız İhtilalinin son hazırlıkları ,verilmiş olan sözlerin vadelerinin gelişi borçlar,iflas )
(Ülkede bir düzlük.Gece .Bir ev kesiti .Masa .Dumrul ve arkadaşları iskambil oynarlar)
Dumrul:(Sigara içer,terlemez)
Bana kalırsa acela etti:ölüm ilmühaberini almadan böyle bir işe girişmemeliydi.(Bir kağıt atar)
Nazmi:Kızın da pek güzel olmadığını söylüyorlar.(Dumrul'un attığı kağıdı alır)
Fikret:(Kırmızı yuvarlak bir fiş sürer)Hiç ümit yok mu diyorsunuz?
Behçet:Pas(Kağıtların önüne bırakır)
Nazmi: Bana biraz anlatmıştı.
(Sahne kararı.Aydınlana küçük bir köşede Hikmet II görünür)
Hikmet II:Ah ne olur söylemese(Ellerini yukarı kaldırır)
Tanrım benim adıma onun ne sözler verdiğini bilmiyorum ki.Hepsine birden nasıl yetişeyim?Bu gece çocuklar kumar oynuyorlar ve muhakkak benden bahsediyorlar.Onun öldüğünü ve verdiği sözleri tutmayacağımı... mirası reddettiğimi nasıl anlatsam.(Boşluğu tekmeler)Beni mahvettin alçak !
(Hikmet II kararır.Kumarcılar aydınlanır)

7 Mayıs 2015 Perşembe

Yetmiş yaşından sonra ,güneşli ülkemizi görmek büyük şehrimizin sıcak rüzgarına dişsiz ağzıyla gülümsemek ve buruşuk suratını ,gezdirildiği kazık marka otobüsün camında seyretmek imkanını bulan yabancı bir turistin heyecanı içindeyim.Hepimiz artık bir araya geldik doktor.Birçok seçkin insanla birlikte bulunuyoruz.Bizi bir araya getirmekle hata ettiler doktor.Herkesin canına okuyacağız.Yabancılardan geri kalmışlığımızın acısını çıkaracağız.

6 Mayıs 2015 Çarşamba

Şimdi anlıyorum doktor.Demek ki doğudan alınan parçalarım batıya isyan ediyor,bu yüzden İngilizleri sevmediğim anlar oluyor.Kalbim bu çelişkiye dayanamıyor.Güm güm güm doktor.

Ben konuşurken kaçanlar oldu,bana roman yaz diyenler oldu,hayatım roman olduğu için yazmıyorum,onu ben yaşarken okuyun...

Bilge sıkıntıyla gülümsedi; zaten güç durumdayım beni yorma demek istiyordu.Hikmet gözlerin dili gene sahneye çıktı demek diye kızdı  içinden.

4 Mayıs 2015 Pazartesi

Konuşurken başını dik tutabildiği halde ,yaşantılarını savunamayacak kadar güçsüz hissediyordu kendini.Oysa yaşantılarıyla yaranmak istiyordu insanlara.İşte ben diyordu bir kadın buldum-hayır kız-yani dul kadın değil...
Hikmet resmen evlenme teklifinde bulunmuştu.Sevgi de bu teklifi gözleriyle kabul etmişti.İkisi de daha önce toplumun bir kenarına itilmişti.İkisi de küçümsenmişti.Herkesi yargılayan ve kimseyi beğenmeyen Sevgi'ye şimdiye kadar kimse sahip çıkan olmamıştır.Herkese akıl öğreten Hikmet ,bir türlü üniversiteyi bitirememişti.Üstelik durup dururken babasının evinden çıkmış, küçük ve fakir bir odaya yerleşmişti.
Zamanından önce öksüz kalmanın da boşanmak ve evini terk etmek ve başka birine aşık olmak gibi yersiz  bir durum olduğu belliydi.Toplum içinde yer alabilmek için ,her zaman tam kadro ile bulunmak gerekiyordu.Anne , baba, hatta kardeşler ve hatta minumum sayıda akrabalar.(Teyze ,dayı,hala,amca,yeğenler  vb)
Sıkıntım da benimle birlikte ihtiyarlıyor diyordu.Eskiden oldukça canlı ve neşeli bir sıkıntıydı; şimdi benim gibi aksi çekilmez ve gittikçe hiç bir şeyi beğenmez oldu.

30 Nisan 2015 Perşembe

Bizim önümüzde ancak zahmetli ve tekrarlı bir evlilik yolu vardı.Gündüz çevremizde dolaşan bir sıcaklık ve gece yatağımızda bir rahatlık ya da gündüz ,çevremizde bir rahatlık ve gece yatağımızda dolaşan bir sıcaklık uğruna bütün hayallerimizden vazgeçmemiz gerekiyordu.
Salim ,çantasından bir dergi  çıkararak karıştırmaya başladı."Nedir o dergi" "Hayvanlar Dünyası".Demek onlar başka dünyada yaşıyorlar.Salim gülmeye başladı.Çok komiksin Hikmet amca .Hikmetamca komik komik Hikmetamca .
Biz onları bırakalım da kendi dünyamıza gelelim, ödevimizi yapalım.Bırak o dergiyi.Hem adı da yanlış.Hayvanlar krallığı demeliydi.Biz daha ileriyiz  hayvanlardan .Biz cumhuriyetiz.

29 Nisan 2015 Çarşamba



Ben içeri yemeğe bakmaya gidiyorum.Peşinden mutfağa git .Gitme.Git.Neyin var karıcığım?Biliyorsun.Peki, neden açıkça konuşulmadı.Sen fırsat vermedin.Sevgi’ye hep yukardan baktın.Neyi biliyorum Sevgi.Sonra konuşuruz.Şimdi konuşalım.Beni dinlemezdi albayım.
Hikmet çenesini göğsüne gömdü."Bir şeyin yok ya Hikmet" ? "Yok."Garip kelimesiyle Sevgi ,aslında ne demek istemişti acaba?.Ben de neden "bilmiyorum Sevgi" dedim bildiğim halde.İşte size felsefe.
Nerede olursa olsun,bir insanın üstüne bu kadar yaşantı yığılsın da , bir başkası onlardan bir şey çıkarmasın mümkün mü?

13 Nisan 2015 Pazartesi

Bana evlenmenin nasıl kötü bir burjuva alışkanlığı olduğunu anlattı Burhan.Doğrusu çok güzel ifade etti durumu.Bir hafta sonra da evlendi;bana bile haber vermedi.Bir gün yolda birlikte giderken söz arasında söyleyiverdi evlendiğini.
Neden mi ? Öyle istedi canım.Olmaz.Bir sebep bulmalısınız.Mantık denen bir zehir aşılamışlar.Nedenini bulmak sorumluluğu duyuyorsunuz.Canın cehenneme diyemiyorsunuz.Hürriyet gerçek hürriyet kalkıyor ortadan.
Başkalarının kitaptan okudukları sözlere kulak misafiri olmakla bile işlerini yürütmesini biliyor insanlar...

10 Nisan 2015 Cuma

Evli olsaydım şimdi doğru karıma giderdim ve ona derdim ki ;sayın eşim ! İki ay sonra öleceğim .Durum böyle gösteriyor.Bana izin ver Beşiktaştaki koltuk meyhanesine gideyim; her gece Rüştü beyle birlikte , o eve dönünceye kadar içelim.Bunu açıkça söylerdim kendisine .Evli bir kadın kocası iyi olduğu zaman böyle davranışlara izin vermez.İşin ucunda ölüm olunca durum değişir.
Tutunamayanlar


Dönerken yolda uzun uzun arabasının özelliklerinden bahsetti.Bir düğmeye basınca camlar yıkanıyor bir düğmeye basınca kuruyor, bir düğmeye basınca pencereler iniyor.Bir düğmeye .... bir düğmeye....ne söylediğini izleyemiyordum.Düğmeler bitmiyordu.Bütün bu aşağılık durumlara düğmelere sahip olmak için katlanıyor.

Tutunamayanlar

9 Nisan 2015 Perşembe

Arka odadan Sevgi'nin sesi geliyordu.Uyumuyor.Gidip bir görünmeli.Nermin bekler.Babalar çocuklarına uyumadan görünürlerse çok etkili olur.Müşfik fakat kararlı bir sesle konuşulur.Nermin sen görünmeyince bir türlü uyumuyorlar diyor;babalık ve aile reisliği duygusunu okşuyor.Sen söyleyince başka oluyor.Seni görünce susuyorlar.Babaları olmadan uyumuyorlar.Görünüşte ne masum bir söz.Tercümesi hiçbir akşam ve pazar, beni onlarla yalnız bırakma.İş yolculuklarını ne yapayım?Bırak başkaları gitsin.Şirkette adam mı yok?
En uslanmaz insanlar bile yanlışlıkla da olsa bir kere evlenince çevrelerini kendileri gibi görmek istiyorlar bu yüzden az mı meyhane arkadaşı kaybettik
Sayın profesör bu arkadaşı getirdim ,muayene etmeniz için.Kendisi intihar etti de,bakın nesi var?Edindiğim bilgiler de burada işte.Hiçbir şeyi yok.Aspirin alsın geçer.Bu nedenle intihar etmez bir insan.Fakat...Benim için kapı kapı dolaşma yetkisini sana kim verdi Turgut?Ruhsatsız çalışıyorum Selim .Onun içinde bir sonuca varamıyorum.(401)

8 Nisan 2015 Çarşamba

Kitapları işimde kullanılacak bir mal gibi göremiyorum ,kapılıyorum onlara .Belki kitaplar da onlara karşı gösterdiğim aşırı ciddiyetimle alay ediyordur.Biliyorum kitaplar da beni adamdan saymıyorlar.Fahişelerin onlara barlarda para yediren tüccarları küçümsemesi gibi hor görüyorlar beni.(371)
Acaba Metin de Tutunamayanlara giriyor mu? Bir bakıma girer.Hepsi de sevimli olmaz ya.Belki çoğu değildir.

7 Nisan 2015 Salı

İnsan otuz yılı doldurup emekli olduktan sonra sivil giyinmeyi öğrenebilir mi?Öğrenemez;her kılık üniforma gibi durur üzerinde.Aşık olursa belki öğrenir.Hem de genç bir kıza aşık olmalı.Yelek yerine ceketin altından sarkan uzun bir hırka giymez o zaman Hüsamettein albayım gibi.

1 Nisan 2015 Çarşamba

Bilge'ye belli etmedim ama ben galiba artık sizinle ve dul kadınla birlikte yürütemeyeceğim bu hayatı.Ben Bilge'yi istiyorum albayım.Belki kızacaksınız ama onunla herşey başka türlü oluyordu...

30 Mart 2015 Pazartesi

Doğduğum günden başlayarak bir suç dizisi içindeyim.Seni görmek istemiyorum,seni görmek istemiyorum.Aynı olayları bir daha yaşayacak gücüm kalmadı.Beni unut-belki de unuttun-beni unut.Başıma gelecekleri düşünme.Ne yaptığımı nasıl yaşadığımı merak etme.Sana anlatması zor.Sevmesini bilmeyenler kaderlerine razı olmalıdırlar.Oluyorum.Eyvallah.İyi değilim ,fakat üzüntülü de değilim bak gülüyorum: Ha-ha

artık senin için bir yabancı olan
H.H.H(Ha-ha Hikmet)

19 Mart 2015 Perşembe

..yaşamak artık beni yoruyor önemli bir olay yaşamadan sadece yaşamak bile yordu beni insanlarla birlikte olmak onların sözlerine cevap vermek nasılsınız demek içeri girerken merhaba ayrılırken hoşçakalın gene görüşürüz demek konuşmaları izlemek ne demek istedi acaba söylediğimi anladı mı ne demek istedi acaba yanlış bir şey mi yaptım acaba söylediğini anladım mı o kadar çok insan var ki o kadar çok olay birden oluyor ki birini izlemek isterken başkasını kaçırıyorum birini duyarken ötekini görmüyorum yetişemiyorum kan ter içinde kaldım sigaramı yakarken ne söylediğinizi anlayamadım kahvemi içerken kapının açıldığını görmedim biri daha mı geldi bir şey daha mı oldu ipin ucunu kaçırdım tek bir şey bile izlemeyi beceremedim kapıdan çıkmayı düşünürken pencereyi kapatmayı unuttum sizce gülümseyeyim derken onun elini sıkmak gerektiğini görmedim...
Selim bir Günseli'si olduğu için bütün bunları anlatabildi ya Günseli'si olmayanlar ne yapacak...
Sebep olanların gözü kör oldu.Dünyayı bir karanlık kapladı.Fırıncılar kimseye ekmek vermedi.Şeker karaborsaya düştü.Matbaalar ekmek karnesi basmaya başladı gizlice.Selim kafasında on yüz bin ,hayatında sadece bir aşk yaşadı.Onun da dumanı doğru çıkmadı.Baca çarpık yapıldığı için ortalığı bir kurum kapladı.Göz gözü görmez oldu.Dost düşmandan ayrılmaz oldu.Herkes birbirine girdi.
Gene de seviyorlarmıymış beni.İşte beni bu incelikler öldürüyor.
Az gelişmiş aşklar ülkesi olarak dünya milletleri arasında ön sıraları işgal ediyoruz. Birleşmiş Milletler istatistiklerine göre ancak Nijerya ve Gana bizden daha az gelişmiş. Âşık olma oranı yüz binde kırk iki. Beş yıllık plan yüzde yüz gerçekleştiği takdirde bu oran bin dokuz yüz seksende yüz binde seksen altı olacak. Gene yeterli değil. Planlama örgütünde herkes evli olduğu için, meselenin üzerinde çok durmuyorlar. Beş yıllık planın uygulanmasına geçeli bizim sınıftan yalnız Güner âşık oldu: o da bir bar artistine.Cinsi aşk olduğu için sayılmadı. Aşkta geriyiz de başka şeylerde ileri miyiz sanki? Yalnız trafik kazalarında birinciyiz.Buyrun bakalım. Binde dört onda iki. Gururumuza dokunuyor. Selim kadar olamıyoruz. Ayrıca, büyük şehirlerde bir bakıma yüksek görünen bu oran, köylere doğru gittikçe azalıyor. Milli gelirin dağılımı gibi. Aşk sağlığı enstitüsünün bültenine göre, bir yıl içinde sadece on iki bin yedi yüz onaltı muhallebicide buluşma, yedi bin sekiz durakta buluşma(bunun bin sekiz yüz yirmi beşi gerçekleşmemiş), bin dörtyüz altmış iki çeşitli açık yer gezintisi (parklar, kırlar, ada-lar v.s.) ve yalnız altı yüz on iki sinema locası olayı tespit edilmiş. Buna gizli aşkları da ekleyin (bültende Selim’inadına rastlanmadığı için, bunu gizli aşk olayları arasındadüşünebiliriz.) Gizli aşk sayısının da, ihtimal hesaplarınagöre dört bin altı yüz kadar olduğu tahmin ediliyor. Emniyet genel müdürlüğünün tespit ettiğine göre de (yuvarlakolarak) yüz yirmi altı bin sekiz yüz bakıp da iç geçirme,kırk dört bin otobüs ya da dolmuşta hafifçe temas, dört biniki yüz peşinden gidip de vazgeçme, sekiz yüz elli eve kadar izleme ve on beş bin yedi yüz uzaktan âşık olma ve sadece (bu sayı kesin) sekiz yüz on dört ümitsiz aşk olayı kaydedilmiş. Bu arada, park bekçileri, seksen iki bin kadarçifti düdük çalarak, tabanca çekerek ve benzeri tehditlerle korkutmuş. Parklar, bahçeler ve kırlar genel müdürlüğüne göre de, altmış bin papatya sevgi falı için koparılmış ve âşıkların üzerinde uzandığı yirmi sekiz bin metrekarelik bir sahanın çimleri ezilmiş. Tahmini zarar, yarım milyon lira civarında. Uzun sözün kısası, nefes alışın bile izleniyor Selim.

17 Mart 2015 Salı

Götürün memura paraf etsin,getirin şefe imza etsin.Dilekçeye kağıtlar eklenmeye başlar .Kağıtlar birbirine iğnelenir,her memur kendi kağıdını eklemeden önce iğneyi çıkarır,yeni iğneyi başka bir yere takar.Kağıtlarda delik sayısı artmaya başlar .Bazı memurlar iğneyi çıkartmaya üşenir;kendi kağıdını ayrı bir iğneyle takar.İğne sayısı artmaya başlar .Bir başkası kağıtlar kabardı der :bir ataş takar.Her memur bir paraf bir damga bir tarihle kağıtları süsler.
İşte böyleydik biz canım Selim! Şimdi ne durumlara düştük ikimiz de .Sen öldün ;bende koridorlarda anlamsız bekleyişlerin içinde ölüyorum
Uzun uzun, tarih ve numarayı inceliyor. Sanki hayatında tarih ve numarayı ilk defa görüyor. Selim olsa, bir cinayet çıkardı. Budist olacaksın: ağaç, taş, bu münasebetsiz memur ve Turgut Özben. Kaynaşıp gideceksin. İşi cahilliğe vuruyor. Böylece hem zaman kazanıyor, hem de sabrımı deniyor. Sonra saf saf başını kaldıracak, ben bundan hiçbir şey anlamadım, diyecek. Cahilliğine aldanmayacaksın, hemen atılıp anlatmaya kalkmayacaksın. Öyle bir anlamıştır ki küçük ve önemsiz bir yanlışını yakalayıverir senin. Bilgisizliğini yüzüne vurur. Küçümser seni. Çileden çıkarmaya çalışır. Bu kadar okumuş, tahsil görmüş, daha bir dilekçenin nasıl yazıldığını bilmiyor, der bakışlarıyla. Masasının gözünden talimatnameler, nizamnameler, kanunlar çıkarır. Maddeler denizinde boğar seni. Bir işin nasıl yapılacağından çok nasıl yapılmayacağını gayet iyi bilir. Gerçek olumsuzluğun sultanıdır. Canım benim!

20 Şubat 2015 Cuma

Resmini yollasın dedi dul kadın.Zayıflamamıştır inşallah.Şişman resmini göndersin.
Beni de karım bırakıp gitti Rüstem Bey.Manevi bakımdan demek istiyorum albayım.Bütün kadınlar dul kaldı oğlum Hidayet.
Delice bir şey yap diye bağırıyorlar vızıltılı seslerle. Eşya sana karşı mı geliyor, kır onu! Sana boyun eğmeyen otlara vur tekmeyi! Her şeyi parçala. ( Kafanın huzuru için yap bunu, kafanın huzuru için yap.) Durmadan başını salla iyi gelir ,iyi gelir.Hepsi birden başını sallıyor.(denge için denge için)

19 Şubat 2015 Perşembe

Hamlet yaşasaydı şimdi tümgeneral olmuştu değil mi?
Bu mektubu iyi oku. Bir gün olur belki hepsini anlarsın.Bütün umudumuz sendedir.
Anlamadıkları şeylere de ağlarlar. Sesim dokunmuş olmalı.Sese ağlarlar.
Yalnız acele etme acele etme. Hemen sokağa çıkma.Seni bekleyen tehlikeleri biliyor musun.Yolda kendini koru,durup dururken sana bakanlara aldırma.(Kendini ele verirsin sonra) Hepsi delidir dikkatli ol.Kimseye belli etmeden yavaşça evine doğru yürü, sonra birden kapıdan giriver.Yoksa bütün emeklerin boşa gider seni birden yakalar.Ne yakalar .Bilmiyoruz; fakat hiç belli olmaz.
Üstelik pısırık bir suçluyum.Hayır siz pısırık dersiniz bana .Miskin bir suçluyum.Evet bu deyim daha iyi.Ne iyisi.Cahil bir cadıya senin gibi kültürsüz bir cadıya boyun eğiyorum.Peki ben bilgili miyim.Öğreneceğim...
Duysunlar da bu işkenceye son versinler.Hayır,duymasınlar durum daha çok karışır ve nefretlerinin doğrultusu değişir.Buna alışmak üzereyim ,yeni nefretlerle uğraşamam...

14 Ocak 2015 Çarşamba



Artık akşam olmaktadır , kardeşim Hidayet .Nurhayat annenin sandalyede oturmaktan sırtı ağrımaktadır.Mektubumuz karışık olmakla beraber ruhumuzun aynasıdır. Derlenip toparlanması içimizin derlenip toparlanmasına bağlıdır.Biraz daha zamana ihtiyacımız vardır.Acele edelim beyler!

Bakkal Rızanın karısı kötülüğün onlarda olmasına sevinir.Benim anladığıma göre bu kadın asteğmeni tutar.Böyle zamanlarda albaya da Hikmet ağabeyine de güvenilmez.Hem insan hakları derler hemde fakir asteğmene kızarlar.

13 Ocak 2015 Salı

Neye üzüldüğün belli değil.Halin vaktin yerinde olsaydı ağlamazdın.Radyo da mevlut dinlerken de askerlerin geçit resmini seyrederken de ağlamazdın, dertli olmasaydın