22 Mayıs 2008 Perşembe

''Karım düşündüğü için ev işlerini ben görüyordum albayım.Çok düşünceli kadındı ;durmadan düşünürdü.''Kaldır tabakları tencereleri Nurhayat Hanım :Suları süzülmüştür.Burada hiç olmazsa iş bölümü var ; evliyken o işi de ben yapardım.''Ev işlerini karım görseydi sonumuz böyle olmazdı albayım''.''Saçmalama Hikmet.Bu saçmalarınla kadını da baştan çıkarmışındır''.Hikmet başını salladı.''Bana kalsaydı bugün de aşkımızın mutfağında bulaşık yıkıyordum.''Albay köpürdü.''Bütün bu facia neden meydana geldi o halde ?Kim yarattı bu hazin neticeyi ?''.İçimdeki şeytan ,albayım.Tıpkı sizin....''.Hüsamettin Beye sözünü kesmesi için zaman bıraktı.''Beni karıştırmadan rahat edemezsin.Her meselende mutlaka işin içine birini sokmadan ,kabahatini paylaşmadan duramazsın.Bana kalırsa ,karına hemen dön;altı maddelik muhtıra ver ona.Bir: Artık bulaşıkları yıkamayacağım.İki: Pazar günleri Selim amcanlara gitmeyeceğiz.Üç :Ne kazanırsam onunla iktifa edeceğiz.Göz ucuyla Hikmet'e baktı.''Devam edin albayım ''.Hüsamettin Bey devam etmedi.''O halde ben devam ediyorum...''

19 Mayıs 2008 Pazartesi


Sonu belirsiz bir kavgaya atılıyoruz Olric...Yanımda senden başka kimse yok elle tutulabilen.Öyle bir savaşa giriyorum ki Olric ,bizi İsa bile kurtaramaz....

15 Mayıs 2008 Perşembe

Tabiatı sevdiğimi göstermek için, medeniyetten kaçan insanların görünüsüne bürünebilmek için, bu Allahın belası ıssız yerde bahçeli bir ev tutmustum; fakat bahçeyi otlar sarmıstı. Hiçbir ağaç çiçek filan yetistirememistim buraya geldiğimden beri. İki kiraz ağacı da kurumustu bu arada. Bir saksı bile koymamıstım; ne eve, ne de bahçeye. Gösteristen ibarettim. Bir gün trenle bir gecekondu mahallesinin önünden geçerken, bahçelerin çokluğunu, insanların ağaçlar ve çiçekler yetistirdiğini söyle bir görmüstüm; pencerelerin denizlikleri, saksıların ağırlığından eğilmisti. Dünya, benim gibi insanlarla dolu mahallelerden meydana gelseydi, bir beton çölüne dönerdi. İnsanlığın ve insansızlığın yüz karasıydım. Kendime acımak istedim. Mutlak bir ümitsizliğe düsmek istedim. Belki tam düstükten sonra çıkmak kolay olurdu. Fakat, bütün bu düsündüklerimin, kelimelerden ibaret olduğunu biliyordum.
Pencereye yaklastım, basımı yukarı kaldırarak gökyüzüne baktım. Ay oradaydı. Bildiğim ay. Hayır, ben adam olmazdım. Gerçek bir acı duyduğumdan bile kuskum vardı. Bununla birlikte, bütün gece bunları ve buna benzer seyleri düsündüm; hiç uyumadım
Demek dalgın bir acıma düşüyor payımıza bu Bilge serüveninden. Demek ilkbaharı sevmeye hiçbir acıma engel olamıyor. Demek aslında sekiz numara kaybediyor, demek yarattığı heyecan sadece üçe benzediği içinmiş. Şimdi kimbilir kimlerle dolaşıyorsun üç numara? Ben böyle oyunun...

11 Mayıs 2008 Pazar

Moment adında bir kavram: Ne otobüste çıkar karşınıza ne sinemada. Kimse birbirini öldürmez moment yüzünden. Bizim sınıfta biri vardı: Momente inanmıyorum diye tutturmuştu. Ben nefret ediyorum momentten: Günümü zehir ediyor.

9 Mayıs 2008 Cuma




"her şeyi bilmek için, belki de hiçbir şey bilmemek gerektiğinden, ademoğullarından bazıları, bildikleri her şeyi unutmaya hayatlarını adadı."

4 Mayıs 2008 Pazar

Beni tanımalısınız ki benden bahsedin, çocuklarınıza beni örnek gösterin, herkes zengin olmak yerine Hikmet olmak istesin, ah bir Hikmet’im olsaydı desin, benim ana çizgilerimi öğrenin, sonra 2000 modeli bir Hikmet-çamurlukları büyük arkası çamurluklu bir Hikmet yaparsınız kendinize göre, kötülüklerimi de unutun, onları ben biliyorum ya yeter, kimseye yararı yok, kötü örnek olamaz, suimisal misal olamaz, bunu sen anlayamazsın ince bel! Sana her şeyi nasıl anlatabilirim?...”
“Çok güzel sözler hazırlamıştım güzelliğinizin karşısında unuttum, hava kararıyor, yalnız kurtlar inlerine dönüyor, fakire bir sadaka, siz inanmazsınız ama önünden geçip gittiğiniz dilenciler günde yüzlerce lira kazanıyor, ülkemizin bütün zenginleri böyle adam oldu, ben merhamet dilencisiyim, kolumda sargılar taşımıyorum, paçavralar içinde gezmiyorum, kimsenin anlamadığı ince metodlarım var, gecekonduda oturuyorum, seviyemin altında yaşıyorum, yüz olabilirken  bir oluyorum, sürümden kazanıyorum''
“Kumar oynayanların konuşmaları, mutfaktan gelen sesler ve tavla gürültüsünün ortasında biraz başı dönüyordu. İnsandan sarhoş oldum diye düşündü. Çoktandır bu kadar insan içmemiştim. İnsanın hayal bile edemeyeceği büyük bir oyunun sarhoşluğu içindeyim. Sonra, bu oyun sözünü unuttu; seslerin akışına kaptırdı kendini.”
Bir de doktor, bizim alaturka ruh hekimleri gibi, hususi sohbetlerinizde bu garip hastanızın sırlarını fıkralar halinde anlatmayacaksınız değil mi?

2 Mayıs 2008 Cuma



Geçsin günler haftalar

Aylar mevsimler yıllar

Zaman sanki bir rüzgar

Ve bir su gibi aksın

Sen gözlerimde bir renk

Kulaklarımda bir ses

Ve içimde bir nefes

Olarak kalacaksın

Ömrüm sensiz geçsede

Aşkın gönlümde kalsın

Gülen gözlerin binbir

Teselli ile baksın