29 Haziran 2015 Pazartesi

  Biri ona gülümsüyordu: Kayınpederi! Tabağını uzatıyordu; karanlıkta iyi seçilmiyordu yemekler. Başının döndüğünü hissetmişti birden; sandalyeden yere düşeceğini sanmıştı. Dayanmalısın Hikmet, diye direnmişti içinden. Sen damatsın! Damat! Damat! Gelin var, kaynana var, sahte ya da gerçek baldızlar var. Ne diyorlardı? Çevremde pervane olmak gibi bir şey. Küçük kanatlar takmışlar; ellerinizde meze dolu tabaklar, tepemde uçuşuyorlar. Bırakın tabakları, beni tutun: Damat düşüyor. Rezalet! Hayır düşmedim; bana öyle geldi. Bir çınlama! Elimde bir bardak tutuyormuşum ve kayınpeder, kadehini bütün hızıyla vurmuş benim bardağıma. Gülüyorlar. Kaldır bardağını. Hâlim yok. Mış gibi yap. Bütün yiyecekler karanlık; yalnız, baldızlar parlıyor... yuvarlak baldızlar... Büyük bir kaşık, tabaklardan birinin içine yavaşça gömüldü. Sana bakıyorlar; tabağını uzat baldızlara. Bayılmadım değil mi? Hayır
Gönül isterdi ki albayım, insanın hayatında önemli sayılması gereken böyle bir gece, daha canlı ve aslına uygun bir hava içinde geçsin. Oysa, ben çok içemedim; yemeklerin çoğu da kaldı. Sahneye yeni çıkan acemi iki oyuncu için bir bakıma başarılı bir oyun sayılabilirdi.Yan rollerde kayınpeder ve özellikle trajedideki koronun yerini tutan baldızlar görevlerini yaptılar.Bu senin hayatındı oğlum Hikmet .Böyle bir oyun üzmedi mi seni?

24 Haziran 2015 Çarşamba

Sonunda ben de onlar gibi aptallaştım,lüks lambasının ışığında yediğimiz yemeklerin iyi olduğundan ,insanın kendi evinde oturmasının yararlarından söz ettim.Nazmi de bana''  Alay mı ediyorsun''demedi.Ben de ona ''Nedir senin bu durumun ''demedim. Birbirimize bir şey demedik.