31 Ekim 2007 Çarşamba

İnsan bunları neden görür ?


......bazı küçük aksaklıklar......duşun tepenizden akmaması,sıcak suyun tam yıkanırken soğuması,mutfakta evyenin sık sık tıkanması,hamamböceklerinin alışkın hareketlerle bütün odalarda dolaşması gibi küçük ayrıntılar....

İnsan bunları neden görür?Daha doğrusu neden bunlara takılır aklı.?Basit.....demek yürümeyen bişeyler var.Evet...ama yürümeyen şey nerede?Eşyada mı?Yoksa ...Turgut henüz düşünemiyordu.Yalnız bir huzursuzluk ,huzursuzluk bile değil ,insanı bazı şeyleri yapmaya ve bazılarını yapmamaya,farkettirmeden iten ve davranışlarında ,eski alışkanlıklarına yabancı gelen küçük değişiklikler...eve dönerken acele etmek için bir ihtiyaç duymuyordu içinde.Bazı eski alışkanlıkları ,unuttuğu hareketler yokluyordu onu.Kitapçı vitrinlerinin önünde biraz fazla kalıyordu.,duraklara en kısa yoldan çıkmıyordu;duraktaki insanlardan daha hesaplı davranıp dolmuşa önce o binmiyordu; bu beceriklilik ,kendisini üstün saymasında oldukça önemli bir noktaydı oysa.Hafızasında da bazı boşluklar oluyordu.Kendini birden bire elinde anahtarla kapının önünde buluyordu....

30 Ekim 2007 Salı

Şimdi yeni bi sevda mı olur ,kimsenin kapını çalmadığı bir inziva mı ?



Birazdan kudurur deniz
Birazdan dalgaların sırtından
Üst üste fışkıran rüzgarlar
Bir intikam gibi saldırınca üstüne.
Yüzüne şarkılar çarpar, yüzüne şiirler çarpar, ağlarsın
Sen artık, sen artık buralarda duramazsın.
"Artık sazın bağrı mı olur
Kimsenin bilmediği bir ağrı mı
Gider kendine gömülürsün
Yoksa bu şehir bu sokaklar
Seni alır kullanır seni alır kullanır
Santim santim çürürsün.
"Bazen bir uçurum kalır
Bazen de martıların ardından
Velvele koparan bir leş kalır
Bir intihar gibi puşt olunca sevdalar.
Sırtını duvara yaslar, sırtını ağaca yaslar susarsın
Sen artık hiçbir sözü, hiçbir sözü kaldıramazsın.
"Şimdi bir yeni sevda mı olur
Kimsenin kapını çalmadığı bir inziva mı
Tutar sıfırdan başlarsın
Yoksa bu ilişkiler bu zaaflar
Seni yiyip bitirir, seni yiyip bitirir
Dirhem dirhem azalırsın."

28 Ekim 2007 Pazar

Özür dilerim.....

İnsan duracağı yeri bilebilir mi yoksa hırsın durağı yok mudur?Bilmiyorum ama gözümüzü kapatınca öylesine hızlı yol alıyoruz ki tekrar açtığımızda epey ilerlemiş olduğumuzu anlıyoruz, ama kapalı gözlere yön yok bu dünyada.. Bazen öyle yerlere çıkıyoruz ki, dön dönebilirsen..
"Özür dilerim, sizi tanıyamadım, çok değiştim"

Neylersin

Kapılar tutulmuş neylersin
Neylersin içerde kalmışız
Yollar kesilmiş
Şehir yenilmiş neylersin
Açlıktır başlamış
Elde silah kalmamış neylersin
Neylersin karanlık da bastırmış
Sevişmezsin de neylersin

27 Ekim 2007 Cumartesi

Tükenmeyin siz ey aşkın gözyaşları.....


Demek aşk yalnızca bir ortam ya da bir uyum sorunuydu.Bunun için Türk Filmlerindeki analar , babalar haklıydılar.Aşk acısı bir kaç ay bilemedin bir kaç yıl sürer sonra biterdi.Bu da geçerdi, her şey geçerdi.Hele şimdi hele şimdi artık iyice tedavülden kalktı aşk .Büyük aşklar , soylu duygular , onulmaz yıkımlar yalnızca şarkılarda yaşanıyor.Bulunduğun ile , çalıştığın ortama ,arkadaş çevrene ,kuşatılmış değerlere ,sınırlanmış yaşamlara bağlı.Bütün bunlara göre birini seçmek ve onunla yaşamaktan ibaret kaldı aşk.Artık hiç kimse aşk için dağ aşmıyor,ırmaklar geçmiyor, diyar diyar gezmiyor.Mecnun bütün çölleri tüketmiş ,kimseye çöl kalmamış yeryüzünde .Kurumuş vahalarda seraplar bitmiş .O olmazsa öteki , o olmazsa bu , o olmazsa şu ......Fark etmez...Fark etmez.İlle de o .Yalnızca o .Sonsuza dek o .O.O.O.O.O diyen kalmadı.......

26 Ekim 2007 Cuma

Uçurtma Bayramları


Bir rüya bir ümide yaslanıp yaralandık
Tutunduk sevgilere düşe kalka
Hep yol aldık
Yenilme gel yenilme
Belki de aldatıldık
Belki dünya hiç dönmüyor
İmkansız yanıldılar
Ölüm yok ölünmüyor
İmkansız ah imkansız
Gel uçurtma bayramları var
Haydi sevin de gel
Ölümsüz özgür çocukluğuna
Yeniden yol ver
Haydi koş haydi gel
Bir avuç sevinç al annenden
Bana da biraz ver
Öylesine öylesine yalnızız ki
Şu koskocaman şehir ve biz bak ne olur
Bari sen gel

Korkuyu Beklerken

Sıra bana gelince bütün işler neden böyle uzuyordu? İşte sıram gelmişti:Kimseye gönderilmesi mümkün olmayan bir mektup masamın üzerine konulmuştu.Ve ölü diller uzmanı arkadaşım bir türlü dersten çıkmıyordu.

Zaman.....


"Birbirimizin üzerine titrememiz gerekirken ne kadar kötü kullandık ilişkilerimizi değil mi?dedim.Teyzeni anımsadım birden Kristal kahkahaları yeniden çınladı kulağımda:insanların seslerini anımsamak en zorudur."İlişkinizi eskitmeyi bilin çocuklar derdi.Yıpratmayın sakın ,eskitin yalnızca.Kimi insanlar vardır ilişkilerini de herşeyleri gibi çabuk yıpratırlar.Herşeyi hemen tüketen insanlardır bunlar.Hızlarında öldürücü tüketici bir yan vardır.Çabuk çabuk yemek yer gibi yaşarlar her şeyi.Sanki her şeyin bir an önce sonuna gelmek için yaşarlar.O hızda hiçbir şeyin içlerine işlemesine izin vermezler.Hızın rüzgarını sersemleticiliğini yoğunluk ya da heyecan sanırlar.Yavaşlığı keşfetmemiş insanlardır bunlar.Kimi insanlarsa ilişkilerini eskitmeyi bilirler.Güzel eskitmeyi.Hala kullanılabilir kılmayı.Bilikte eskimenin de ayrı bir keyfi ,ayrı bir tadı vardır inanın.İkinci yılın sonuna kalmadan boşananların bilemeyeceği bir duygudur bu.ZAMANI BİRBİRİNİZİN YÜZÜNDE SEVERSENİZ,ARANIZDAKİ ZAMAN SİZİ BİRBİRİNİZE DÜŞMAN ETMEZ.

Herkesin inandığı birşey vardır !




"Kapının önünde durup düsündüm. Dedim, Bekir, bu kapı ahret kapısı, burası sırat köprüsü, bu sefer de gecersen bir daha da geri dönemezsin, iyi düsün, dedim. Düsündüm, düsündüm... ama olmadı, dönemedim.Sonra, bak oglum dedim kendi kendime, yolu yok cekeceksin, isyan etmenin faydası yok, kaderin böyle.Yol belli, eg basını, usul usul yürü simdi."