31 Aralık 2007 Pazartesi

Mahrem


kimseye kin tuttugu yoktu. Sadece...
umursamıyordu;
hicbir seyi umursamıyordu.
Artık her seyi yapabilecegini hissediyordu. Madem ki her seyi yapabilirdi,
en iyisi hicbir sey yapmamaktı."

Enis Batur

doğru
bir
hayat
var mıdır
sanıyorsunuz?
onu
heyhat(!),
benim
yanlışlarımdan
çıkaramazsınız!
"Bazen böyle olur. Bazen biri çıkar karşına. Bilirsin ki, onun karşısında zayıfsın. Bir hamur parçasısın. Alsın seni, dilediğince yoğursun, oynasın."

Bit Palas


''İnsan denilen mahluk alabildiğine basit ve acizdir bir yanıyla, sebep olduğu sonuçlardan ziyade, tesadüfler damgasını vurur hayatına''. yada ''İnsan denilen mahluk alabildiğine kaRmaşıK ve kabiLiyetlidir bir yanıyla, tesadüf sandıklarımız bizzat seBeP olduğumuz sonuçlara mim koyar yalnızca.''
" Ve kuvvetle hissediyordu birken iki olabilenin,
iki iken sıfır olabileceğini. "

Anayurt Oteli

Yeryüzünde her şey olağandır. Bir eylemin ertesini, sonuçlarını göze alabilirse ya da bunlara kaYıTsıZ kalabilirse, insanın yapmayacağı "şey" yoktur.
hayatta seçim yapmak mecburi ise;
acı sabittir!

Şehrin Aynaları


Tesadüfen yan yana düşerdi rakamlar,Bunu bile bile, neden bunca gayret,bunca esrar...

29 Aralık 2007 Cumartesi

Sinirden gülüyorum

Sinirimden gülüyorum albayım. Çünkü sinirlerim artık gülmek için kafamın neşelenmesini beklemiyor. Bu karamsar beyinden bir kahkaha çıkmayacağı için, artık ben gülmüyorum, sinirlerim gülüyor. Hepsi bağımsızlığını kazandı albayım, pardon, doktor.

değişmez.....

Eğer yanılırsam, zararı yok; Öykü değişmiş olmuyor.

Ah albayım....

İşte bu ahşap evimde, bir gece için de olsa, seni barındırıyorum; bir işe yaradığımı hissediyorum. Son zamanlarda neye yaradığımı pek bilemiyorum da. Belki yarın sabah soğukta uyanmanın bir anlamı olur, sana çay pişirmek gibi. Ayaklarımın ucuna basarak yürürüm yataktan kalkınca. Tahtalar gıcırdar. Hayır, zamanla öğrenirim hangi tahtaların ses vermediğini. Sonra ne yaparım? Uyanmadı, çayın hazırlandığından haberi yok diye sevinirim. Bütün hayatımı, en ince ayrıntılarına kadar düşünerek hesapladığım iyiliklerin hayaliyle geçirdim albayım. Artık ne olacaksa olsun istiyorum.

Ses vermeyen tahtalara basarak ilerledim albayım; odanın kapısına varmak üzereydim. Hemen mutfağı düşünmeğe başladım: Eski çayı musluğa dökerim; hepsini değil yalnız suyunu. Islak yaprakları da çöp tenekesine. İki bardak, kaşıklar, tepsi, çay kutusu, demlik, şeker... (Belki yaşantım kolaylaşıyordu; fakat, her olayı daha yaşamadan eskitiyordum böylece. Üstelik hayallerimin içine itirazlar karışıyordu: Kafamda gerinerek uyanan arkadaşım, kadınlar her şeyi başka türlü yapar, diyordu.) Bu sırada mutfağa ulaşmıştım albayım. Her şey düşündüğüm gibi çıktı: Uyanan arkadaşım da, çay bardağına uzanırken, kadın özlemi dolu gözlerle baktı bana. ( Ne yapalım? Kadınlarla birlikte yürütemedik hayallerimizi) Yalnız çayla olur mu? dedi gözleriyle. Biliyorsun, karımdan ayrıldım dedim. ( gözlerimle) Sonra mutfağa gidip rafadan yumurta yaptım, ekmek kızarttım. Fakat bir bezginlik gelmişti üzerimize. ( Ben de yorgun hissettim kendimi; mutfağa gidip buz gibi suyla bardakları çalkalamak içimden gelmedi. Oysa, çaydanlığa biraz daha fazla su koyabilirdim önceden. ) Hayalimdeki günleri bile böyle küçük hesaplarla geçirdim işte albayım. Aklımın içini örümcek ağları sardı; kafamın sandalyelerinde elbiseler, gömlekler, çoraplar birikmeğe başladı; kurduğum hayaller, bir bekar odasının dağınıklığına boğuldu. Düşüncemin duvarlarına resimler asmak istediğim halde bir türlü olmadı. Belirli noktalara biriken eşya, odanın çıplaklığını daha çok ortaya çıkardı.

27 Aralık 2007 Perşembe

"taştan ayrılmayı kafasına koymuş bir kum tanesi kadar bahtiyarım "

Küçük İskender....


"...her askta dönmedolaptayım ve kesiliyor elektrik ben en tepedeyken..."

..."beni sana getirecek bir yol bulmustum, karanlıktan aydınlıga kavusacaktım...Bu yolu umutla, sevincle kazmıs, kendimden de bir seyler katmıstım...bir cırpıda yüregimle actığım bu yolu kapatmak , agır agır dönmek, vazgecmek zor geliyor biraz...elbet yüregim sızlar"...

Sevgili Milena....


"Bak Milena, 'en çok seni seviyorum' diyorum, ama gerçek sevgi bu değil belki, 'Sen bir bıçaksın, ben de durmadan içimi deşiyorum o bıçakla' dersem, gerçek sevgiyi anlatmış olurum belki."..

26 Aralık 2007 Çarşamba


"..Büyük bir ansiklopedi olmalı: Yüzlerce ciltlik bir eser, ucsuz bucaksız bir yazı dizisi. Her sehirde, belirli merkezlerde bir bina, bu kitaplara ayrılmıs sadece. O zaman kimse delirmezdi. Bir hareketi mi unuttun, ne kadar basit olursa olsun, kitabin bir yerinde var. Pijama: pijama altı,pijama çıkarma,pijama katlama ,pijama üstü... Böyle küçük bir konu icin bile, insanin aklina butun ayrıntılar bir anda gelmez. Böyle bir kitaplığın varlığını bilmek -kullanılmasa bile- insanin icini rahatlatir. bütün zaman boslukları, bütün takılmalar önlenir. Ansiklopedinin tanımları arasında hiç boşluk yoktur. Mesela ben, pijama üstünü katlamayı kesinlikle bilmem. Pijama üstünün kollari geriye dogru mu cekilir? Ya da ceplerin hizasına gelmek üzere iki yana mı katlanır? Bu soruları da Bilge ile konusamam ya. İnsan bir kadını severse, ona her seyi sorar ya, neyse. Milyonlarca insan bu isi yanlış öğrenmiştir. Her sey, her şey bulunmalı bu kitapta.."






19 Aralık 2007 Çarşamba

MUCİZE


"Zaten gerçeğin kendisi bir mucizeydi. O her bakımdan şaşılacak, hayret edilecek ve hayran olunacak bir yaratıydı. Sözgelimi evliyanın biri, müridlerinin gözü önünde yerden bir avuç balçık aldıktan sonra onu yoğurup bir kuş heykeli yapsa ve bu heykeli imanıyla canlandırdıktan sonra onu göklere salıverse, çamurdan yapılan bu kuşun uçmasına herkes şaşırırdı. Fakat bunun ardından insanoğlunun o umarsız hastalığı başgösterirdi: Aradan birkaç yıl geçtikten sonra hemen herkes bu durumu kanıksar, ve zamanla büyüyüp çoğalan, tarlaları bayırları dolduran o mucizevi kuşlara dönüp bile bakmazlardı. Belki de, "ve in yerev ayeten yu'ridü ve yekuülü sihrün müstemirr" ayeti kerimesince, her mucize onların gerçeklik duygusunun bir parçası olurdu. Üstelik bu duyguyu zedeleyenlerden nefret ederlerdi.."