20 Şubat 2014 Perşembe

"Gideni bekleyenin aklına tükürsünler. Evini barkını, onun çıktığı gün açılmış bir müze gibi, hiçbir şeye dokunmadan bekleten, bir sürü çeri çöpü hatıradır deyip tutan, etrafta olanı biteni bile bir gün ona anlatılacakmış gibi biriktiren mutsuzun başını kara kuzgunlar didiklesin. Kim giderken bakmış arkasına ki? Neyin nesi bu manasız bekleyiş? Hem baksa ne, dönse ne? bir düşün bak, dönse ya hiçbir şey eskisi gibi olmayacak ya da her şey o kadar eskisi gibi olacak ki, işte o hiç olmayacak.

Bekleme. Kimse, “pişman olup da bir gün” dönmez sana geri. Dışarı çık, temiz havayla yıka ciğerlerini, çünkü bunca zamandır katran soluyorum sanıp acıyorsun kendine. Parklara git. Bak altın renkli köpekler nasıl da birbirlerine gülümseyerek oyunlar oynuyorlar birbirlerinin sallanan kuyrukları peşinde. Bak tepesi mora, laciverde boyalı balonlarının uçuverişine nasıl sevinçle şaşırıyor dişsiz, kuyu ağızlarıyla yeni ayaklanmış bebekler. Bisikletlerin tekerlekleri nasıl gamsız dönüyor, yol hiç bitmeyecekmiş gibi, ki bitmez. Ağaçlar ne ulu, gölgeler ne sakin, havuzlar ne dalgın, yollar ne vırt, kaldırımlar ne zırt…

Sevgiler sonsuz olunca zaman geçmek bilmez, biliyorum. bunda haklısın da. Ama dönmeyecek işte. Haybeye bekleme diye diyorum. Dönecek insan niye gitsin bir kere. Eskiler yalan söylemiş, kimseye açılmaz öyle gönül kapısı sonuna kadar. Çalmadan girilen kapı mı kaldı, apartmanlarda, sitelerde oturuyoruz artık hepimiz. Kim o, demeden açma.

Ama yok, ben beklerim, diyorsan da yapacak bir şey yok. Çalmadan girip girip çıkarlar içeri. Aklına tüküreyim senin ben."
''İçime bir ad koyacak olsam Leyla derim, öyle güzelim.''