9 Mart 2017 Perşembe

“Ne kadar saklasam elbette açılır, görünür.
Bu ateş, gönül dağına basılan pamuğun içinde gizli kalamaz.”

-Şeyh Galip,
Hüsn ü Aşk'tan.

8 Mart 2017 Çarşamba



Kazanabileceğim bu oyunu oynamak istemedim.
Ben de bağlayabilirdim seni, gücünden özgürlüğünden, mutluluğundan yoksun bırakabilirdim; o korktuğun, o aradığın acılı kaygıyı ben de uyandırabilirdim içinde. İstemedim.
Seni hiçbir kurnazlığa başvurmadan sevmek, göğüs göğüse çarpışmak istedim.
Silahları sen bana kendi elinle verirken, hiçbir savunmaya başvurmadan bıraktım kendimi sana. İyi ettiğimi sanıyorum.
Bana öyle geliyor ki sevgililer arasındaki bu amansız savaştan daha büyük bir şeydir aşk.
Sevdiğimizi açıkça söylememiz, gene de sevilmemiz olanaklı olmalı.

Evrenimdin benim.
Bunu sana göstermek, bunu sana duyurmak belki de önemsizce bir şeydi.
Ne çıkardı?
Ben sana karşı akıllı bir politika gütmek istemiyordum ki, sevgilim.
Yapmacığa kaçamazdım, önlemci olamazdım.
Seni seviyordum.

İKLİMLER / André MAUROIS*

10 Şubat 2017 Cuma

“İnsanlar böyle yapıyordu. İşe giriyor, elleri para tutuyor, sonra evleniyorlardı. Çocuk yapıyor, büyütüyor, bu arada yaşlanıyorlardı. Bütün bunlar olup biterken geçen zamana da hayat deniyordu. Böyle bir ruh hali içerisindeyken önce işe girdi, peşinden de Yasemin’le evlenmeye karar verdiler. Herkesin yaptığını yapmaya karar vermek, karar vermek midir?”


“Keskin kırıklar vardı hayat çizgisinde. Sağ elini direksiyondan çekip avucunun içine bakıyor. Sahiden de kırıldığı her noktada beceriksizce kaynamışa benziyor. Aşk böyle bir şey, diye düşünüyor, dağınıklıkları topluyor, kırıklarını alıyor hayatın, çekidüzen veriyor, bir süreliğine de olsa. Nereden biliyor ki aşkın ne olduğunu? Yokluğundan!”

"İnsan ömrünü kendine bir benlik, kişilik oluşturmakla geçiriyor, sonra gün geliyor önündeki en büyük engelin bunlar olduğunu fark ediyor."


"Her zaman rahatsızlık değildir insana olmayacak şeyler söyleten, bazen de ansızın rahatlayınca boşalır zemberekler."


“Bir insan bir insana sevdiğini söyleyemiyorsa, söylemeyi aklından bile geçiremiyorsa, aklından geçirmesi teklif dahi edilemez diye kurallar, kaideler konmuş, bunlara sıkı sıkıya riayet ediliyorsa, burası dünya olamaz; olsa olsa posasıdır, canı, öz suyu alındıktan sonra kalandır.”

"Lüzumsuz yere ne kadar önemsiyoruz kendimizi, duygularımızı açıklamıyor, diplomatik demeçler veriyoruz her seferinde; sözlerimizle haklar kazanılıp gasp edilecek, ülkeler, sınırlar değişecekmiş gibi. Bizi yıllar sonra da haklı çıkaracağını umduğumuz laflar geveliyoruz ağzımızda. Zamana hakim olacağımızı sanıyoruz böyle yapınca; ellerimizin arasındaki yegane zaman kayıp gidiyor; görmüyoruz."


"Sevinmeyi öğrenmemiş olanlar üzülemiyorlar da. Dehşet duyuyorlar ancak. Canlanacak gibiyken, büyüsü ya da duası tutmamış tahta bir oyuncağın kalakalmışlığı, olmamışlık, olamamışlık - başka bir seferin imkansızlığı. Üzülmek de akış istiyor sevinmek gibi. Bu yüzden hep sarhoş olmalı. En azından bir kımıltıdır." 
“Bir insan yaşamaktan vazgeçtiğinde bunun asla açıklaması yoktur. Işık yerine karanlığı seçtiğinde. Bunu bir çünküyle açıklamak mümkün değildir, daha doğrusu tek bir nedeni vardır: yaşama ağrısı. Kırılganlık.”
“İmkansız aşklar, yarım kalmış aşklar, var olabilecekken olmamış aşklar olduğunu öğrendim. Yara izi bıraksa da dağlayıcı bir damganın daha iyi olduğunu öğrendim; kışı andıran bir yürektense bir yangın yeğdir.”
Ferzan Özpetek

3 Şubat 2017 Cuma

MEKTUPLARIN BÜYÜLÜ BİR AYNA

Kendimi bir mektupta seyrettim.
Büyülü bir ayna idi bu….
Senin Cemil'in.
Bu aynada ikimiz vardık.
Eriyen, dağılan, kaynaşan ikimiz.
Abelard ve Heloise'i hatırladım.
Türkçe'nin musikisini senin sesinde tattım.
Parçam olmasan kıskanırdım seni.
Kelimeler benim ülkem.
Kelimeler içine gönlümü doldurduğum birer kadeh.
Kelimeler benim kölemdiler.
Ama onlar da kıskanç.
Ben artık kelimelerde değil,sende yaşamak istiyorum.
Kelimelerin dışında yaşamak.
Sen kelimelerden de güzelsin.
Ve kelimeler senin dudaklarında güzel.
Onları da senin emrine veriyorum.
İlk defa, ilk defa çırılçıplağım.
Kalbim kansız bir kılıç.
Bütün zırhlarımdan soyundum
.İlk defa Tanrı'nın içinde kaybolan bütün mistikleri anlıyorum.
Biz alevden iki ırmak gibi birbirimize karıştık.
Daha yanacağız sevgilim benim.
Ruhlaşıncaya kadar yanacağız.
Gafletimizin cezası.
Biz elest
bezminde birbirimizindik.
İlk merhabadan sonra benim olmalıydın.
Kanunlardan bize ne idi.
Rüsvalığı göze almayan sevmemeli.
Rüsvalık yani kendine saygı…
Yani bütünüyle, kalbiyle, kafasıyla yaşamak ve milyonlarca domuza zirveden acıyarak bakmak.
Eflatun'un mağarasını bilirsin.
İnsanlar karanlık bir mağaraya zincirli,sırtları kapıya dönük ve duvarda gölgeler.
Aşk bu zinciri kıran büyü.
Mağaradakiler öylesine alışmış ki karanlığa,kurtulanları küfürleri ile kovarlar.
Sen yanımda olsan fetihten fetihe koşardım.
Şimdi yalnız seni düşünüyorum ve dudaklarımdan tek cümle dökülüyor, ölünceye kadar bu tek cümledeyim ben:seni seviyorum,canım benim,kirinle,pasınla,ıstırabınla,kırkbeş yaşınla seviyorum.
Gönlümün bahçesinde boylu boyuna kendimi seyrettiğim büyülü bir kaynaksın sen, içimdesin. Teneffüs ettiğim havasın.
Mektuplarımı kıskandığım oluyor.
Dudakların okşayacak onları.
Evet onlarda ben varım.
Ama bütünüm yok.
Kelimeleri kıskanıyorum.
Yalnız seninle konuşurken yaşıyorum.
Daima senin.
Daima senin.
Daima seninle,daima senin için…

CEMİL MERİÇ - LAMİA HANIM'A…

30 Ocak 2017 Pazartesi

Seni anan beni de ansın. Seni hatırlayan beni hatırlamadan olmasın. Bir "ile" koy aramıza bizi birbirimize bağlasın.

"Lakin oruçlu olduğunu unutup suya kanmak gibi değil, kanatları olmadığını unutup da kendini uçuruma bırakmak gibi bir unutmaktı bu."

Nazan Bekiroğlu

23 Ocak 2017 Pazartesi

Seni gördüm düşümde bu sabah gene. Yan yana oturuyoruz... Sen itiyorsun beni, ama kızmadan; gülerek. Üzülüyorum, ittiğin için değil, seni itmeye zorla-, yan davranışıma üzülüyorum. Sızlanmayan, yakınmayan herhangi bir kadına davranır gibi davranıyorum sana; sessizliğinin ardındaki sesi -hem de bana seslenen sesi- duymadığıma üzülüyorum. Duyamadım mı dersin? Duymuş da olsam, karşılık veremedim ya! İlk düşümden daha bitik, daha kötü ayrıldım yanından. Bir yerde okumuş olacağım, bir benzetiş geldi şimdi usuma: "Ateşten örülmüş uzun yalımlardır sevgilim, dolaşır yeryüzünü, sarar beni. Ama sardıklarını değil, görmesini bilenleri sürükler ardından..." Senin (Adımı da yitirdim! Küçüle küçük "Senin" kaldı yalnız.)
Koca deniz, dibindeki küçücük taşı nasıl severse, benim de sevgim öylesine yığılıyor üstüne. Tanrı isterse, o küçük taş ben olurum bir gün), yeryüzünü de seviyorum demektir, sol omzunu da, hayır sağ omzundu önce, canım isteyince öperim
Yazılmaması gerekeni yazmaya, anlatılması zor olanı anlatmaya çabalıyorum; içimde duyduğum, kanıma işlemiş olan şeyler açıklanabilir mi?
Sözgelişi odandaki, o her zaman seni görebilen mutlu dolap olsam, ne iyi olurdu: Seyrederdim seni, koltukta oturuşunu, mektup yazışını, yatışını ya da uykuya dalışını. Neden mi değilim?

22 Ocak 2017 Pazar

"Trifon toprağı sevmez; ona hürmet ederdi. Çünkü birçok sevdikleri orada, onun altında, aklın durduğu bir yerde yaşıyorlardı. Fakat toprağın üstünde koşan, onun üstünde beş on para kazanmak kaygısı ile dönüp dolaşan insanlar ne tuhaf mahluklardı. Ve denize bir dakika durup bakmaya vakitleri olmadığını söyleyen bu insanlar ne zevksiz mahluklardı."

16 Ocak 2017 Pazartesi

"Ben senin koruyucunum sevgilim. Ben senin gözlerini ufka dikmiş gözcünüm. Belli belirsiz bir toz bulutu gördüğümde ya da bir gölgenin uzayıp kısalarak yer değiştirdiğini; atların nallarıyla toprağı sarstığını hissettiğimde, düşmanların yaklaştığını, tehlikenin yakın olduğunu haber veririm sana, çünkü çok zor kurduk biz seninle dünyamızı. Ama morsalkımların açtığını da haber verebilirim, mandalinaların çıktığını ve Reha Erdem'in yeni filminin sinemalara geldiğini de. Hemen iki bilet alalım. Sayımız hızla azalıyor sevgilim."

15 Ocak 2017 Pazar

"bir insanı anlamak için onu sevmek gerekir. peki ama sevmek için ne gerekir? işte tam bu noktada nedensizliğin arsız kuşları üzerinize pisler. ciddiyim, bir de bakmışsınız, seviyorsunuz. biri çıkar karşınıza, balkon yıkamanın çok güzel bir şey olduğunu söyler, seversiniz. bir başkası çıkar, çocukluğundan beri bir gülümsemenin dudaklardan, yüzden nasıl silindiğini takip ettiğini söyler, seversiniz. bütün çocukların okuldan koşarak çıktığını fark edip etmediğini sorduğunuzda, 'evet, üstelik kışın, paltolarını giymeden yalnızca kapşonlarını başlarına geçirip öyle koşarlar.' yanıtını veren genç bir kadını, güzel domates kesen orta yaşlı bir adamı, oktay rifat'ın 'bir uykuda' şiirini çok seven birini, ispirto ocağını, cezvesini ve fincanını yanından ayırmayan bir kahve tiryakisini, kızının saçlarını tarayan bir babayı, 'bal kavanozu' diyemeyip 'bal kavanözü' diyen bir anneyi, herkesi, herkesi sevebilirsiniz. insan sevilecek bir canlıdır. gezegenimizdeki en güzel şeydir."

veciz sözler-barış bıçakçı
bir uykuda buldum onu. otların
yeşilinde duruyordu.
çocuk yüzü gibi az ve acıklı
küçük alabildiğine,
eskimiş bir yerime bakıyordu,
bir kırlangıç, cıvıltılı,
sürtünerek üstünden geçiyordu.
sevdim ne türlü, ağladım!
sonra ötekiler gibi kayboldu.

4 Ocak 2017 Çarşamba



Biliyorum sana giden yollar kapalı
üstelik sen de hiç bir zaman sevmedin beni


Ne kadar yakından ve arada uçurum;
insanlar, evler, aramızda duvarlar gibi


Uyandım uyandım, hep seni düşündüm
yanlız seni, yanlız senin gözlerini


Sen bayan nihayet, sen ölümüm kalımım
ben artık adam olmam bu derde düşeli


Şimdilerde bir köpek gibi koşuyorum ordan oraya
yoksa gururlu bir kişiyim aslında, inan ki


Anımsamıyorum yarı dolu bir bardaktan su içtiğimi
ve içim götürmez kenarından kesilmiş ekmeği



Kaç kez sana uzaktan baktım 5.45 vapurunda;
hangi şarkıyı duysam, bizim için söylenmiş sanki


Tek yanlı aşk kişiyi nasıl aptallaştırıyor
nasıl unutmuşum senin bir başkasını sevdiğini


Çocukça ve seni üzen girişimlerim oldu;
bağışla bir daha tekrarlanmaz hiçbiri



Raslaşmamak için elimden geleni yaparım
bu böyle pek de kolay değil gerçi...


Alışırım seni yalnız düşlerde okşamaya;
bunun verdiği mutluluk da az değil ki


Çıkar giderim bu kentten daha olmazsa,
sensizliğin bir adı olur, bir anlamı olur belki


İnan belli etmem, seni hiç rahatsız etmem,
son isteğimi de söyleyebilirim şimdi:


Bir geceyarısı yazıyorum bu mektubu
yalvarırım onu okuma carşamba günleri