10 Şubat 2017 Cuma

“İnsanlar böyle yapıyordu. İşe giriyor, elleri para tutuyor, sonra evleniyorlardı. Çocuk yapıyor, büyütüyor, bu arada yaşlanıyorlardı. Bütün bunlar olup biterken geçen zamana da hayat deniyordu. Böyle bir ruh hali içerisindeyken önce işe girdi, peşinden de Yasemin’le evlenmeye karar verdiler. Herkesin yaptığını yapmaya karar vermek, karar vermek midir?”


“Keskin kırıklar vardı hayat çizgisinde. Sağ elini direksiyondan çekip avucunun içine bakıyor. Sahiden de kırıldığı her noktada beceriksizce kaynamışa benziyor. Aşk böyle bir şey, diye düşünüyor, dağınıklıkları topluyor, kırıklarını alıyor hayatın, çekidüzen veriyor, bir süreliğine de olsa. Nereden biliyor ki aşkın ne olduğunu? Yokluğundan!”

"İnsan ömrünü kendine bir benlik, kişilik oluşturmakla geçiriyor, sonra gün geliyor önündeki en büyük engelin bunlar olduğunu fark ediyor."


"Her zaman rahatsızlık değildir insana olmayacak şeyler söyleten, bazen de ansızın rahatlayınca boşalır zemberekler."


“Bir insan bir insana sevdiğini söyleyemiyorsa, söylemeyi aklından bile geçiremiyorsa, aklından geçirmesi teklif dahi edilemez diye kurallar, kaideler konmuş, bunlara sıkı sıkıya riayet ediliyorsa, burası dünya olamaz; olsa olsa posasıdır, canı, öz suyu alındıktan sonra kalandır.”

"Lüzumsuz yere ne kadar önemsiyoruz kendimizi, duygularımızı açıklamıyor, diplomatik demeçler veriyoruz her seferinde; sözlerimizle haklar kazanılıp gasp edilecek, ülkeler, sınırlar değişecekmiş gibi. Bizi yıllar sonra da haklı çıkaracağını umduğumuz laflar geveliyoruz ağzımızda. Zamana hakim olacağımızı sanıyoruz böyle yapınca; ellerimizin arasındaki yegane zaman kayıp gidiyor; görmüyoruz."


"Sevinmeyi öğrenmemiş olanlar üzülemiyorlar da. Dehşet duyuyorlar ancak. Canlanacak gibiyken, büyüsü ya da duası tutmamış tahta bir oyuncağın kalakalmışlığı, olmamışlık, olamamışlık - başka bir seferin imkansızlığı. Üzülmek de akış istiyor sevinmek gibi. Bu yüzden hep sarhoş olmalı. En azından bir kımıltıdır." 

Hiç yorum yok: