1 Mart 2016 Salı

“Selim’i anlatır mısınız bana?” dedi birdenbire. “Hayır, önce kendinizi anlatın. Selim’in yakın dostu olduğunuzu biliyorum. Neden buraya geldiğimi merak ediyorsunuz. Belirli bir nedeni yok. Selim’i unutamadığım için geldim diyelim. Hayır, önce unuttum. Sonra unutamadım.” Susarsa, sanki her şey bitecekmiş gibi, aklına geleni söylüyordu. “Belki siz de unuttunuz, ya da herkes gibi üzüldünüz ve sonra... sanki ben başka türlü mü yaptım? Onu gerçekten kaybetmenin acısını anlayabildim mi? Aradan aylar geçti. Ne kadar geçtiğini bile tam bilmiyorum. Ben ne yaptım? Hayır, bundan bahsetmeyelim. Fakat, bu kadar zaman sonra, daha dün ölmüş gibi telaş göstermenin, onun arkadaşlarını aramanın garipliği... artık üzülemez mi insan? Buna kimseyi inandıramaz mı? Onu bana anlatın... bana yardım edin, diyemez mi? Çünkü onu sevenler, onun böyle kaybolup gitmesine razı olamayacaklardır. Herkes bir yerinden tutup canlandıracaktır onu. Mesele onun ölmesi değil, ya- şamasıdır benim için. 

Hiç yorum yok: