5 Nisan 2008 Cumartesi


POLİS MEMURU (Telaş ve heyecan içinde, komiserin odasına girer): kapıda general kılığında bir deli var komiserim!
KOMİSER (Yerinden fırlar): Eyvah! Akıl hastanesinden kaçıp da bir generali öldürmüş olmasın? Nereden anladın deli olduğunu?
POLİS MEMURU: İfadesini aldım komiserim.
KOMİSER: İfadesinin neresinden anladın? Deli olduğunu itiraf mı etti?
POLİS MEMURU: Tam tersine komiserim. Ben durumundan şüphelenip biraz sıkıştırınca, akıl hastası olduğunu inkar etti. Bir dergide okumuştum komiserim: Akıl hastaları bir türlü kabul etmezlermiş hasta olduklarını.
KOMİSER: Adı neymiş?
POLİS MEMURU: General Gustav Schlick olduğunu ileri sürüyor komiserim.
KOMİSER: İfadesinin neresinden şüphelendin?
POLİS MEMURU: Karısını öldürdüğünü söylüyordu.
KOMİSER: Bunda ne var şüphelenecek?
POLİS MEMURU: Karısını yıllardır her gün öldürdüğünü söyledi komiserim. Cinayeti ikiye ayırdı: O kısmını pek anlamadım. Bazı işkencelerden de bahsetti. Bunları yapacak bir insana benzemiyor. Hele bir cümlesi çok garip: Austerlitz savaşı sırasında, hayalinde karısını aşığıyla birlikte yakalamış ve ikisini de kafasında kurşuna dizmiş.
KOMİSER: Kimin kafasında?
POLİS MEMURU: Kendi kafasında efendim. Bu yüzden kafatasında iki delik olduğunu ileri sürdü; fakat ben ısrar edince delikleri göstermedi, evde unuttuğunu söyledi.
KOMİSER: Saçmalama .
POLİS MEMURU: Kendisi saçmaladı komiserim. Bu sözlerine inanırsam, daha başka itiraflarda bulunacağını söyledi. Bu günlerde sözlerine inanacak yakın bir dost bulmakta güçlük çekiyormuş. İçimdekileri anlatabilecek birini bulsaydım, belki de bu cinayetleri işlemezdim, dedi. Yalnızlıktan bu duruma gelmiş.
KOMİSER: Karısını gerçekten öldürmüş mü?
POLİS MEMURU: Ona belli etmeden, araştırma için bir arkadaşımı gönderdim efendim. Schlick ailesi çok yakında oturuyormuş. Karısının sağ olduğunu öğrendik.
KOMİSER: Suçluyu buraya getirin.(Polis memuru çıkar, Schlick ile birlikte döner.)
SCHLICK: Bu günlerde çok dalgın oldum da efendim, her şeyi birbirine karıştırıyorum. Sizinle daha önce görüşmüş müydük?
KOMİSER: Sanmıyorum efendim. (Yer gösterir.) Buyrun, oturun.
SCHLICK: Teşekkür ederim. (Oturur.) İnsan cani de olsa, ona saygı gösterilmeli, değil mi? Çünkü efendim, insan cani olunca kendine saygısını kaybediyor; daha doğrusu, kendine saygısını kaybedince cani oluyor. Ona bu saygıyı –kendine saygıyı demek istiyorum- kazandırmak için, adalet, ona karşı özenle davranmalı: İster karakolda olsun, ister hapishanede, bir yer göstermeli. Bana bu yeri gösterdiğiniz için, size tekrar teşekkür ederim. Ben de buna karşılık itiraf ediyorum işte: Önce, fincanları tepsinin üstünde devamlı tıkırdatan uşağımı öldürdüm. Sonra, bahçeye çöp döken ve kötü piyano çalan komşum Adolf Meyer’in canına kıydım.
KOMİSER (Biraz çekingen): Memur arkadaş biraz önce, bazı cinayetleri kafanızda işlediğinizi söylemişti. Acaba... bunlar da o cinsten olamaz mı efendim?
SCHLICK (Birden kızar): Böyle bir şey bahis konusu değil efendim. Sonra... siz iyi bir Hıristiyan değil misiniz yoksa?
KOMİSER: Anlayamadım efendim?
SCHLICK (Emir verir gibi): İsa’nın sözlerini hatırlayın: Ben size derim ki: Eğer bir insan kadının birine arzu ile bakarsa, kalbinde zinayı zaten işlemiştir. Cezası da gözçıkarma. Kanunda bir madde vardır sanıyorum.
KOMİSER: Sanmıyorum efendim.
SCHLICK:Bundan sonra konulmalı o halde. Ceza kanunumuzda büyük boşluklar var. İsa öleli ne kadar oluyor; demek hala bir tedbir alınmamış. (Başını ellerinin arasına alır) Ne kadar çok insana içerliyorum bir bilseniz. Kötüyüm ben. Suçluyum.
KOMİSER (İçini çeker): Buraya gelenlerin hepsi sizin kadar suçlu olsa... bulunmaz bir nimet olurdu benim için.
SCHLICK: Siz, suçların insanda nasıl geliştiğini bilemezsiniz. Her gün yüzlerce küçük suç... hele insan bunların cezasız kaldığını gördükçe... insanların karşısında suçlu olduğunuzu bile bile onlara iyi davranmak, onların sizi iyi sanmasına göz yummak.. (Ayağa kalkar.) Komiser Bey! Ben kararımı verdim. İlgili makamların yardımını rica ediyorum. Bütün gün evde oturup adaletin gelmesini beklemekten usandım. Ben önce davranmak istiyorum. Bir gün nasıl olsa geleceklerini bildikten sonra... (Durur, düşünür.) Acaba gerçek ceza bu mudur dersiniz?
KOMİSER: Anlayamadım efendim?
SCHLICK (Üzgün): Anlatması çok güç. Size bazı kitaplar vermem gerek, bazılarını da ayrıca tartışmak...hayır, özür dilerim, vaktim yok.
Muameleye geçelim. Hüsamettin Bey, “Ben yapılacak bir muamele göremiyorum” diyerek Hikmet’in sözünü kesti. “Sizin de bazı kitaplar okumanız gerekiyor albayım” dedi Hikmet. “Utanmaz!” diyerek Hikmet’in sırtına vurdu Hüsamettin Bey, “Asıl senin hakkında muamele yapılmalı.” “Yapılmadığını ne biliyorsunuz albayım? Herkes Schlick gibi önceden tedbir almaz. Bir bakıma kurnazlık yapıyor karakola gitmekle. Cezasının bir kısmı affa uğrayabilir. Ayrıca, Schlick, bir bakıma talihlidir: Kafasını bir yere sapladığı için, dar bölge suçları işlediğini sanıyor. Bir de bilmediği, farkına varmadığı suçların hesabını vermeğe kalksaydı, o zaman gününü görürdü”.Hüsamettin Bey, çenesini kaşıdı, “Boşuna uğraşma,” dedi “Bu yaştan sonra benim aklımı karıştıramazsın.”

Hiç yorum yok: