11 Ekim 2009 Pazar

Tehlikeli Oyunlar 'dan....

Gözümüzün yaşı , tüten sobamızın dumanındandır.Sen bir yolunu bulursan , güneşli bir günde bir resim çektir bize gönder.Radyonun üzerine koyarız, çocukların yetişemeyeceği bir yere.Resmi tanıdıklara gösterir, seni anlatırız.Hikmet ağabeyine göre insan kendini anlatmaktan bıkıyormuş.Şimdi sana bizi anlatacak; Akşam vakti, sobanın üstünde ısıttığımı tenceredeki yemeğimizi yedikten sonra radyonun önüne kuruluyoruz.Hikmet ağabeyin geliyor, bakkal Rıza geliyor karısını da birlikte getiriyor.Ajans dinliyoruz.Senin bulunduğun yerdeki havalardan bile haberimiz var.Bakkal Rıza küçük bir kesekağıdında bir pişirimlik bir kahve getiriyor.Şekeri Hikmet ağabeyin temin ediyor.Cezve ve fincanlarda benden.Çocuklar içlerinde kahve ağacı büyümesin diye kahve içmiyorlar.Yalnız bazen küçük Selim'in telveyi yalamasına göz yumuyoruz. Kahverengi bıyıklı küçük bir adam oluyor koca kafasıyla.Gülüyoruz.Bakkal Rıza , kahveyi ucuza getirmek için , bilmediği ne varsa Hikmet ağabeyine soruyor.Cevapları ben pek aklımda tutamıyorum.Sen olsan benim aptal annem diye paylardın beni.Onlar da paylıyorlar.Ben yalnız kahveyi iyi yapıyormuşum.Hikmet ağabeyin bilmem neden Bakkal Rıza ile konuşurken çok seviniyor.Ondan bir adam yapacakmış yeni baştan. Bakkal Rıza ona hocam diyor.Karısıda bilmiş bilmiş susup oturuyor.Bana sorarsan benden fazla anladığı yoktur.Ben bile bahçıvancı yerine bahçıvan demesini öğrendim iki haftada.

Hiç yorum yok: