“Ne kadar saklasam elbette açılır, görünür.
Bu ateş, gönül dağına basılan pamuğun içinde gizli kalamaz.”
-Şeyh Galip,
Hüsn ü Aşk'tan.
Aman elini unutma, elinden bir kaza çıkmasın. Bir de ne olur, kelimelere dikkat et, yalvarırım kelimeleri unutma!
9 Mart 2017 Perşembe
8 Mart 2017 Çarşamba
Kazanabileceğim bu oyunu oynamak istemedim.
Ben de bağlayabilirdim seni, gücünden özgürlüğünden, mutluluğundan yoksun bırakabilirdim; o korktuğun, o aradığın acılı kaygıyı ben de uyandırabilirdim içinde. İstemedim.
Seni hiçbir kurnazlığa başvurmadan sevmek, göğüs göğüse çarpışmak istedim.
Silahları sen bana kendi elinle verirken, hiçbir savunmaya başvurmadan bıraktım kendimi sana. İyi ettiğimi sanıyorum.
Bana öyle geliyor ki sevgililer arasındaki bu amansız savaştan daha büyük bir şeydir aşk.
Sevdiğimizi açıkça söylememiz, gene de sevilmemiz olanaklı olmalı.
Evrenimdin benim.
Bunu sana göstermek, bunu sana duyurmak belki de önemsizce bir şeydi.
Ne çıkardı?
Ben sana karşı akıllı bir politika gütmek istemiyordum ki, sevgilim.
Yapmacığa kaçamazdım, önlemci olamazdım.
Seni seviyordum.
İKLİMLER / André MAUROIS*
10 Şubat 2017 Cuma
“İnsanlar böyle yapıyordu. İşe giriyor, elleri para tutuyor, sonra evleniyorlardı. Çocuk yapıyor, büyütüyor, bu arada yaşlanıyorlardı. Bütün bunlar olup biterken geçen zamana da hayat deniyordu. Böyle bir ruh hali içerisindeyken önce işe girdi, peşinden de Yasemin’le evlenmeye karar verdiler. Herkesin yaptığını yapmaya karar vermek, karar vermek midir?”
“Keskin kırıklar vardı hayat çizgisinde. Sağ elini direksiyondan çekip avucunun içine bakıyor. Sahiden de kırıldığı her noktada beceriksizce kaynamışa benziyor. Aşk böyle bir şey, diye düşünüyor, dağınıklıkları topluyor, kırıklarını alıyor hayatın, çekidüzen veriyor, bir süreliğine de olsa. Nereden biliyor ki aşkın ne olduğunu? Yokluğundan!”
"İnsan ömrünü kendine bir benlik, kişilik oluşturmakla geçiriyor, sonra gün geliyor önündeki en büyük engelin bunlar olduğunu fark ediyor."
"Her zaman rahatsızlık değildir insana olmayacak şeyler söyleten, bazen de ansızın rahatlayınca boşalır zemberekler."
“Bir insan bir insana sevdiğini söyleyemiyorsa, söylemeyi aklından bile geçiremiyorsa, aklından geçirmesi teklif dahi edilemez diye kurallar, kaideler konmuş, bunlara sıkı sıkıya riayet ediliyorsa, burası dünya olamaz; olsa olsa posasıdır, canı, öz suyu alındıktan sonra kalandır.”
"Lüzumsuz yere ne kadar önemsiyoruz kendimizi, duygularımızı açıklamıyor, diplomatik demeçler veriyoruz her seferinde; sözlerimizle haklar kazanılıp gasp edilecek, ülkeler, sınırlar değişecekmiş gibi. Bizi yıllar sonra da haklı çıkaracağını umduğumuz laflar geveliyoruz ağzımızda. Zamana hakim olacağımızı sanıyoruz böyle yapınca; ellerimizin arasındaki yegane zaman kayıp gidiyor; görmüyoruz."
"Sevinmeyi öğrenmemiş olanlar üzülemiyorlar da. Dehşet duyuyorlar ancak. Canlanacak gibiyken, büyüsü ya da duası tutmamış tahta bir oyuncağın kalakalmışlığı, olmamışlık, olamamışlık - başka bir seferin imkansızlığı. Üzülmek de akış istiyor sevinmek gibi. Bu yüzden hep sarhoş olmalı. En azından bir kımıltıdır."
“Keskin kırıklar vardı hayat çizgisinde. Sağ elini direksiyondan çekip avucunun içine bakıyor. Sahiden de kırıldığı her noktada beceriksizce kaynamışa benziyor. Aşk böyle bir şey, diye düşünüyor, dağınıklıkları topluyor, kırıklarını alıyor hayatın, çekidüzen veriyor, bir süreliğine de olsa. Nereden biliyor ki aşkın ne olduğunu? Yokluğundan!”
"İnsan ömrünü kendine bir benlik, kişilik oluşturmakla geçiriyor, sonra gün geliyor önündeki en büyük engelin bunlar olduğunu fark ediyor."
"Her zaman rahatsızlık değildir insana olmayacak şeyler söyleten, bazen de ansızın rahatlayınca boşalır zemberekler."
“Bir insan bir insana sevdiğini söyleyemiyorsa, söylemeyi aklından bile geçiremiyorsa, aklından geçirmesi teklif dahi edilemez diye kurallar, kaideler konmuş, bunlara sıkı sıkıya riayet ediliyorsa, burası dünya olamaz; olsa olsa posasıdır, canı, öz suyu alındıktan sonra kalandır.”
"Lüzumsuz yere ne kadar önemsiyoruz kendimizi, duygularımızı açıklamıyor, diplomatik demeçler veriyoruz her seferinde; sözlerimizle haklar kazanılıp gasp edilecek, ülkeler, sınırlar değişecekmiş gibi. Bizi yıllar sonra da haklı çıkaracağını umduğumuz laflar geveliyoruz ağzımızda. Zamana hakim olacağımızı sanıyoruz böyle yapınca; ellerimizin arasındaki yegane zaman kayıp gidiyor; görmüyoruz."
"Sevinmeyi öğrenmemiş olanlar üzülemiyorlar da. Dehşet duyuyorlar ancak. Canlanacak gibiyken, büyüsü ya da duası tutmamış tahta bir oyuncağın kalakalmışlığı, olmamışlık, olamamışlık - başka bir seferin imkansızlığı. Üzülmek de akış istiyor sevinmek gibi. Bu yüzden hep sarhoş olmalı. En azından bir kımıltıdır."
3 Şubat 2017 Cuma
MEKTUPLARIN BÜYÜLÜ BİR AYNA
Kendimi bir mektupta seyrettim.
Büyülü bir ayna idi bu….
Senin Cemil'in.
Bu aynada ikimiz vardık.
Eriyen, dağılan, kaynaşan ikimiz.
Abelard ve Heloise'i hatırladım.
Türkçe'nin musikisini senin sesinde tattım.
Parçam olmasan kıskanırdım seni.
Kelimeler benim ülkem.
Kelimeler içine gönlümü doldurduğum birer kadeh.
Kelimeler benim kölemdiler.
Ama onlar da kıskanç.
Ben artık kelimelerde değil,sende yaşamak istiyorum.
Kelimelerin dışında yaşamak.
Sen kelimelerden de güzelsin.
Ve kelimeler senin dudaklarında güzel.
Onları da senin emrine veriyorum.
İlk defa, ilk defa çırılçıplağım.
Kalbim kansız bir kılıç.
Bütün zırhlarımdan soyundum
.İlk defa Tanrı'nın içinde kaybolan bütün mistikleri anlıyorum.
Biz alevden iki ırmak gibi birbirimize karıştık.
Daha yanacağız sevgilim benim.
Ruhlaşıncaya kadar yanacağız.
Gafletimizin cezası.
Biz elest
bezminde birbirimizindik.
İlk merhabadan sonra benim olmalıydın.
Kanunlardan bize ne idi.
Rüsvalığı göze almayan sevmemeli.
Rüsvalık yani kendine saygı…
Yani bütünüyle, kalbiyle, kafasıyla yaşamak ve milyonlarca domuza zirveden acıyarak bakmak.
Eflatun'un mağarasını bilirsin.
İnsanlar karanlık bir mağaraya zincirli,sırtları kapıya dönük ve duvarda gölgeler.
Aşk bu zinciri kıran büyü.
Mağaradakiler öylesine alışmış ki karanlığa,kurtulanları küfürleri ile kovarlar.
Sen yanımda olsan fetihten fetihe koşardım.
Şimdi yalnız seni düşünüyorum ve dudaklarımdan tek cümle dökülüyor, ölünceye kadar bu tek cümledeyim ben:seni seviyorum,canım benim,kirinle,pasınla,ıstırabınla,kırkbeş yaşınla seviyorum.
Gönlümün bahçesinde boylu boyuna kendimi seyrettiğim büyülü bir kaynaksın sen, içimdesin. Teneffüs ettiğim havasın.
Mektuplarımı kıskandığım oluyor.
Dudakların okşayacak onları.
Evet onlarda ben varım.
Ama bütünüm yok.
Kelimeleri kıskanıyorum.
Yalnız seninle konuşurken yaşıyorum.
Daima senin.
Daima senin.
Daima seninle,daima senin için…
CEMİL MERİÇ - LAMİA HANIM'A…
Kendimi bir mektupta seyrettim.
Büyülü bir ayna idi bu….
Senin Cemil'in.
Bu aynada ikimiz vardık.
Eriyen, dağılan, kaynaşan ikimiz.
Abelard ve Heloise'i hatırladım.
Türkçe'nin musikisini senin sesinde tattım.
Parçam olmasan kıskanırdım seni.
Kelimeler benim ülkem.
Kelimeler içine gönlümü doldurduğum birer kadeh.
Kelimeler benim kölemdiler.
Ama onlar da kıskanç.
Ben artık kelimelerde değil,sende yaşamak istiyorum.
Kelimelerin dışında yaşamak.
Sen kelimelerden de güzelsin.
Ve kelimeler senin dudaklarında güzel.
Onları da senin emrine veriyorum.
İlk defa, ilk defa çırılçıplağım.
Kalbim kansız bir kılıç.
Bütün zırhlarımdan soyundum
.İlk defa Tanrı'nın içinde kaybolan bütün mistikleri anlıyorum.
Biz alevden iki ırmak gibi birbirimize karıştık.
Daha yanacağız sevgilim benim.
Ruhlaşıncaya kadar yanacağız.
Gafletimizin cezası.
Biz elest
bezminde birbirimizindik.
İlk merhabadan sonra benim olmalıydın.
Kanunlardan bize ne idi.
Rüsvalığı göze almayan sevmemeli.
Rüsvalık yani kendine saygı…
Yani bütünüyle, kalbiyle, kafasıyla yaşamak ve milyonlarca domuza zirveden acıyarak bakmak.
Eflatun'un mağarasını bilirsin.
İnsanlar karanlık bir mağaraya zincirli,sırtları kapıya dönük ve duvarda gölgeler.
Aşk bu zinciri kıran büyü.
Mağaradakiler öylesine alışmış ki karanlığa,kurtulanları küfürleri ile kovarlar.
Sen yanımda olsan fetihten fetihe koşardım.
Şimdi yalnız seni düşünüyorum ve dudaklarımdan tek cümle dökülüyor, ölünceye kadar bu tek cümledeyim ben:seni seviyorum,canım benim,kirinle,pasınla,ıstırabınla,kırkbeş yaşınla seviyorum.
Gönlümün bahçesinde boylu boyuna kendimi seyrettiğim büyülü bir kaynaksın sen, içimdesin. Teneffüs ettiğim havasın.
Mektuplarımı kıskandığım oluyor.
Dudakların okşayacak onları.
Evet onlarda ben varım.
Ama bütünüm yok.
Kelimeleri kıskanıyorum.
Yalnız seninle konuşurken yaşıyorum.
Daima senin.
Daima senin.
Daima seninle,daima senin için…
CEMİL MERİÇ - LAMİA HANIM'A…
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
Bakkala gidiyordum. Sevgi’yle benim bakkalıma mı? Yoksa bakkal Rıza’ya mı? Bakkallar da hep birbirlerine benzerler. Ne yapıyorsun? dedi Sev...
-
Ben tavan arasındayım sevgilim! diye bağırdı delikten aşağı doğru. Eski kitaplar bugünlerde çok para ediyor. Bir bakmak istiyorum onlara...
-
“Bir insanı anlamak için onu sevmek gerekir. Peki ama sevmek için ne gerekir? İşte tam bu noktada nedensizliğin arsız kuşları üzerinize pi...
-
Bakkala gidiyordum. Sevgi’yle benim bakkalıma mı? Yoksa bakkal Rıza’ya mı? Bakkallar da hep birbirlerine benzerler. Ne yapıyorsun? dedi Sev...