Yaş Değiştirme Törenine Yetişen Öyle Bir Şiir
Ben seni uzun bir yolda yürürken görmedim ki hiç
Yağmurlar altında gördüm, kadeh tutarken gördüm de
Bir kıyıya bakarken, bakarkenki ağlayan yüzünle
Ve yarışırsa ancak Monet'nin
Kadınlarına yaraşan giysilerinle
Gördüm de
Ben seni uzun bir yolda yürürken görmedim ki hiç.
Öyle kısaydı ki adımların, diyelim bir yaz tatilinde
Bir otel kapısının önünde, tahta bir köprünün üstünde
Bir demet çiçekle paslanmış bir kedi arasında
Öyle kısaydı ki adımların
Şöyle bir bardak yıkayışının vaktiyle
Ölçülür ve denk düşerdi ancak
Ben seni uzun bir yolda yürürken görmedim ki hiç.
Yok bir yanıtın "nereye" diyenlere
Bir buz titreşimi gibi sallantılı ve şaşkın
Ve çabuk bir merhaban vardır bir yerden gelenlere
O bir yerler ki, diyelim çok uzak olsun
Sen gelmiş gibisindir oralardan, otobüslerden
Yollardan, deniz üstlerinden topladığın gülüşlerle
Ben seni uzun bir yolda yürürken görmedim ki hiç.
Seni görünce dünyayı dolaşıyor insan sanki
Hani Etiler'den Hisar'a insek bile
Bir küçük yaşındasın, boyanmış taranmışsın
Çok yaşında her zamanki çocuksun gene
Ben seni uzun bir yolda yürürken görmedim ki hiç.
Mart ayında patlıcan, ağustosta karnıbahar
Mutfağın mutfak olalı böyle
Bir adın vardı senin, Tomris Uyar'dı
Adını yenile bu yıl, ama bak Tomris Uyar olsun gene
Ben bu kış öyle üşüdüm ki sorma
Oysa güneş pek batmadı senin evinde
Söyle
Ben seni uzun bir yolda yürürken gördüm müydü hiç.
Edip Cansever
Aman elini unutma, elinden bir kaza çıkmasın. Bir de ne olur, kelimelere dikkat et, yalvarırım kelimeleri unutma!
21 Ağustos 2015 Cuma
20 Ağustos 2015 Perşembe
Korkuyorum Bilge. Oysa, büyük
işler yapmak istiyorum. Ben filozof olmak istiyordum Bilge. Piyano da çalmak istiyordum.
Kadınlar gözlerini kapayıp beni dinlerken ellerimi tuşların üstünde gezdirerek hüzünlü
şarkılar söylemek istiyordum. Sesim de güzel olmalıydı. Şimdi size küçük bir bestemi
çalacağım, bakalım beğenecek misiniz? Kadınlar, küçücük elleriyle alkışlıyorlar beni; hepsi
de heyecanlı. Evet, diyorlar. Hikmet siyahlar giymiş; hava da sıcak, ama terlemiyor. Basit
insanlar terler böyle durumlarda. Aynı zamanda koşuyor: On kilometreyi otuz dakikanın
altında koşuyor. Topu ortaladı, gol oluyor: Kimseye değmeden top kaleye giriyor.
Koşuyorlar, köpek havlıyor. Altı mı oldu? diyorlar. Sekiz oldu. Herkes birden alkışlıyor:
Seyirciler, kadınlar.
Yüzüm, günden güne hiç değişmediği halde (bunu, her sabah aynada yaptığım gözlemlerle biliyordum), resimler arasında vahim farklar vardı. Bu değişikliği, yüzümde izleyemediğim için üzüldüm; hiçbir şeyin gelişimini (ya da çöküşünü) izlemek mümkün olmuyordu. Fotoğraflarımda, hep bir şey düşünüyor gibiydim. (Günlük tutmalıyım; hiç olmazsa düşüncelerimin gelişimini ya da çöküşünü izlemeliyim.) Birdenbire kendimi bu evde bulmuştum sanki. Daha önce ne olmuştu? Sanki, kime yazıldığı bile belli olmayan bu mektubu almadan önce yaşamamıştım, şimdi zaten yaşamıyordum. Bütün hafızamı, hayal gücümü zorluyordum; geçmişe ait bir şeyler hatırlamak, bir şeyler görmek istiyordum. Olmuyordu
Başlayıp da yarım bıraktığım bir sürü teşebbüs, evin her tarafına
dağılmıştı. (Sanki kafam da onlarla birlikte çekmecelere, dolaplara,
sandık odasının eşyaları arasına dağılmıştı. Kafamı
toplayamıyordum bu yüzden.) Her şeyi düzene koymaya, hayır
daha önce ayıklamaya, hayır en önce nerede ne varsa bulup
çıkarmaya, hayır hayır hepsinden önce evi dolaşıp, hafızamı
yoklayıp nerede ne olduğunun tam listesini çıkarmaya karar
verdim. (Her zaman böyle, tersine işlerdi kafam.)
Sonra, vazonun dışında eşyayı, çevremi gördüm; demek,
düşünmem bitmişti, (insanın, sürekli yaşadığını hissetmesi için,
bazı değişmez ölçülere başvurması iyi oluyordu.) Sonra, birden o
zarfı gördüm. Koridorda bulunan tanıdık eşyanın dışında tek
yabancı şey olduğu için, onu. hemen gördüm: Rafın üstünde
duruyordu. İçine oda kapılarının anahtarları konulduğu için
vazonun yeri orasıydı, taşı bittiği için bir aydır kullanamadığım
çakmak da bıraktığım yerdeydi; tuvalete giderken yanıma aldığım
bir kitap, kırık olduğu için salona alınmayan heykel, bin iki yüz
liralık hesabımın olduğu bankadan yılbaşı hediyesi sigara tablası
(onun içine sigaramı yalnız, ayakkabılarımı giyerken koyardım)...
hepsi yerli yerindeydi. Demek ki, üstü yazılı olmayan bu zarf yeniydi.
(Bu 'demek ki'ler beni her zaman rahatlatırdı.) Fakat ben
oraya zarf koymazdım. Çünkü zarfım yoktu evde. Çünkü kimseye
mektup yazmadım. Çünkü kimse bana mektup yazmazdı. Korktum.
Çünkü, 'demek ki' diyemeyeceğim bir yerlere gelmiştim. İçime bir
ağrı saplandı. Ne olurdu bir 'demek ki' daha diyebilseydim. Zarfı,
olduğu yere bıraktım. Çevremde bir 'demek ki' aramaya başladım
ümitsizce...
Artık eski şakacılığımı da kaybetmiş olduğum için, şimdi hissettiğim istihzayı da duymuş olamazdım. Fakat, köpeklerle aramızdaki gerginliğin de böyle bir sırada patlak vermesi iyiye yorumlanamazdı. Bütün bunlar, benim sokağa yakın olmuştu; evlerin kalabalık olduğu son sokakta havlamışlardı bana. Köpekler evimin kapısına kadar gelemezler diye düşünüyordum; benim sokakta üç ev vardı, yani üç çöp tenekesi vardı. Hayır, orada barınamazlardı. Bu sokakta ancak ben barınabilirdim. Benim de sebeplerim vardı. Köpeklerin böyle sebepleri olamazdı, onlar düşünemezlerdi. Ben, kendime göre durumu açıklayabiliyordum. Başkalarına anlatılması güç de olsa, bu açıklama düzenim, öyle her insanın kolayca ulaşabileceği cinsten değildi. Ayrıca köpek meselesinde olduğu gibi, bazı durumlarda kökten sarsılıyordu bu düzen. Bu nedenle, köpeklere gereğinden çok kızdım; bu kızgınlığımın büyük bir kısmı da havlamalar bittikten sonraki döneme rastladı.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
Bakkala gidiyordum. Sevgi’yle benim bakkalıma mı? Yoksa bakkal Rıza’ya mı? Bakkallar da hep birbirlerine benzerler. Ne yapıyorsun? dedi Sev...
-
Ben tavan arasındayım sevgilim! diye bağırdı delikten aşağı doğru. Eski kitaplar bugünlerde çok para ediyor. Bir bakmak istiyorum onlara...
-
“Bir insanı anlamak için onu sevmek gerekir. Peki ama sevmek için ne gerekir? İşte tam bu noktada nedensizliğin arsız kuşları üzerinize pi...
-
Bakkala gidiyordum. Sevgi’yle benim bakkalıma mı? Yoksa bakkal Rıza’ya mı? Bakkallar da hep birbirlerine benzerler. Ne yapıyorsun? dedi Sev...