Bana zamandan söz ediyorlar
Gelip size zamandan söz ederler
Yaraları nasıl sardığından ya da her şeye nasıl iyi geldiğinden.
Zamanla ilgili bütün atasözleri gündeme gelir yeniden.
Hepsini bilirsiniz zaten, bir işe yaramadığını bildiğiniz gibi.
Dahası onlar da bilirler.
Ama yine de güç verir bazı sözler, sözcükler,öyle düşünürler.
Bittiğine kendini inandırmak, ayrılığın gerçeğine katlanmak,
sırtınızdaki hançeri çıkartmak, yüreğinizin unuttuğunuz yerleriyle
yeniden kucaklaşmak kolay değildir elbet.
Kolay değildir bunlarla başetmek, uğruna içinizi öldürmek.
Zaman alır.
Zaman
Alır sizden bunların yükünü
O boşluk dolar elbet, yaralar kabuk bağlar, sızılar diner, acılar dibe çöker.
Hayatta sevinilecek şeyler yeniden fark edilir.
Biryerlerden bulunup yeni mutluluklar edinilir.
O boşluk doldu sanırsınız.
Oysa o boşluğu dolduran eksilmenizdir.
Gün gelir bir günbaşka bir mevsim, başka bir takvim, başka bir ilişkide
o eski ağrı ansızın geri teper.
Dilerim geri teper.
Yoksa gerçekten
Bitmişsinizdir.
Zamanla yerleşir yaşadıkların, yeniden konumlanır, çoğalır anlamları, önemi kavranır.
Bir zamanlar anlamadan yaşadığınşey, çok sonra değerini kazanır.
Yokluğu derin ve sürekli bir sızı halini alır.
Oysa yapacak hiçbir şey kalmamıştır artık
Mutluluk geçip gitmiştir yanınızdan
Her şeye iyi gelen zaman sizi kanatır...
Aman elini unutma, elinden bir kaza çıkmasın. Bir de ne olur, kelimelere dikkat et, yalvarırım kelimeleri unutma!
5 Mart 2009 Perşembe
2 Mart 2009 Pazartesi
Ölmek Zamanı
dağılırdı saçlarınız yaz akşamı
batan güneşe karşı / kumral
susardınız ne de çok susardınız
anlaşılması güç susmanızın anlamı
sanki bir bulmaca uzun bir sarmal
uzadıkça sersem eder adamı
o zaman sevmek değil ölmek zamanı
(uzak bir kız sisli mavi susarsa
acılarla yüklüdür suskunluğu
akıl almaz tehlikeler içerir
hele hayatında bir sürgün varsa
kelepçe kuşlarının buz gibi uçuştuğu
o siyah tren uğultularla gelir
bütün üçüncü mevki cıgara dumanı)
bana susar bir hayalle konuşurdunuz
hani fakülteden çıkarken vurmuşlardı
kollarınızda ölen tıbbıyeli çocuk
birbirinize nasıl da uymuştunuz
sevginizde yüceltici birşeyler vardı
korku bulaşığı garip bir mutluluk
bir filmi hatırlatan belki bir romanı
(uzak mavi kız dalgasız bir su
ah onun yalnızlığı benim yalnızlığım
içimizde gemiler ansızın yol kesiyor
ansızın beni de vururlar mı korkusu
izlendiğini sanmak her gece adım adım
şehrin karanlığında devriyeler geziyor
telsizde cızırtılar / cinayet alarmı)
eflatun ve ıssız ağzınız bir muamma
susardınız arkasında susmuşluğunuzun
tekrar tekrar sizi duruşmaya çağırırlar
geç vakte kalır sorgular bitmez ama
hapislik nedir ki / unutulmak asıl sorun
seyreldikçe seyrelir istanbul'dan mektuplar
ne arayanı kalır gittikçe ne soranı
(baksa da beni görmüyor sanki yokum
duymadığı açık anlattıklarımı
sessizliği kalabalık giremiyorum
ölüler kuşatılmış sağımı solumu
geçmişte yaşıyor biliyorum
bir anlatabilsem onsuz olamadığımı
o zaman sevmek değil ölmek zamanı)
batan güneşe karşı / kumral
susardınız ne de çok susardınız
anlaşılması güç susmanızın anlamı
sanki bir bulmaca uzun bir sarmal
uzadıkça sersem eder adamı
o zaman sevmek değil ölmek zamanı
(uzak bir kız sisli mavi susarsa
acılarla yüklüdür suskunluğu
akıl almaz tehlikeler içerir
hele hayatında bir sürgün varsa
kelepçe kuşlarının buz gibi uçuştuğu
o siyah tren uğultularla gelir
bütün üçüncü mevki cıgara dumanı)
bana susar bir hayalle konuşurdunuz
hani fakülteden çıkarken vurmuşlardı
kollarınızda ölen tıbbıyeli çocuk
birbirinize nasıl da uymuştunuz
sevginizde yüceltici birşeyler vardı
korku bulaşığı garip bir mutluluk
bir filmi hatırlatan belki bir romanı
(uzak mavi kız dalgasız bir su
ah onun yalnızlığı benim yalnızlığım
içimizde gemiler ansızın yol kesiyor
ansızın beni de vururlar mı korkusu
izlendiğini sanmak her gece adım adım
şehrin karanlığında devriyeler geziyor
telsizde cızırtılar / cinayet alarmı)
eflatun ve ıssız ağzınız bir muamma
susardınız arkasında susmuşluğunuzun
tekrar tekrar sizi duruşmaya çağırırlar
geç vakte kalır sorgular bitmez ama
hapislik nedir ki / unutulmak asıl sorun
seyreldikçe seyrelir istanbul'dan mektuplar
ne arayanı kalır gittikçe ne soranı
(baksa da beni görmüyor sanki yokum
duymadığı açık anlattıklarımı
sessizliği kalabalık giremiyorum
ölüler kuşatılmış sağımı solumu
geçmişte yaşıyor biliyorum
bir anlatabilsem onsuz olamadığımı
o zaman sevmek değil ölmek zamanı)
24 Şubat 2009 Salı
Tutunamayanlardan....
Rahat koltuğundan kalktı; rahatsız olmuştu. Düşünene bu koltukların faydası yok.Bir sandalyeye oturdu.Düşünceli görünüyorsunuz Turgut.Ne korkunç bir iftira.Beni mi düşünceli görüyorsunuz.? Hiç adetim değildir ; düşünmem.Hayır düşünceli görünüyorsunuz.Muhakkak bir sıkıntınız var.Demek yakalanmak için bir tuzak bu. Düşünceli görünüyorsunuz.Düşünmeyince kurtuluyorsunuz.Neyin var düşünceli görünüyorsun.Bu sözden sakınmalı.Düşüncesiz de olma.O zaman da ne kadar düşüncesiz adam derler.Düşünün düşünün ama durup dururken düşünmeyin.İşinizde çalışırken düşünün.Ev satın alırken düşünün .Çocuklarınızın geleceğini düşünün .Yalnız akşam evde otururken düşünmeyin....
Turgut Özben ; iki çocuk sahibi .Gerçek mühendislerin kız çocuğu olurmuş.Başını hafifçe öne eğerek , karısının okuduğu sayfaya baktı.Turgut Özben ; evli ve iki çocuk sahibi.Çocuklarının babası ve karısının kocası.Evin erkeği .Erkek kuş.Sabahları penceresinden uçar gider ve bütün gün eşiyle çocuklarına yiyecek arar. Gazetede bir bankanın talih kuşu uçuyordu, küçük oyuncaklar gibi bir eve bir takım ikramiyeler taşıyordu.İkramiye taşıyan kuşların cinsiyeti nedir acaba?Yuvalarına aş taşıyan kuşlara yardımcı kuşlar.Bir kanat çırpmadır gidiyor.Yüzlerce, binlerce .milyonlarca erkek kuş havada çırpınıp duruyor, hepsinin gagasında bir torba .Kanatlar , gagalar çarpışıyor,tüyler dökülüyor.Bazı kuşlar çıkınlarını düşürünce çevresindekiler hemen kapışıyorlar.Göz göz, gaga gagaya bir didişmedir gidiyor.Tırnaklar kıvrılıyor, gagalar bileniyor.Gökyüzünde büyük bir kavga sürüyor, kan gövdeyi götürüyor.Dişi kuşlar da , milyonlarca dişi kuşta , milyonlarca yuvalarının milyonlarca pencerelerinden bu kavgayı izliyor, bir yandan da yuvalarını yapıyorlar.Birden erkek kuş , kan ter içinde pencereden atıyor kendini içeri.
23 Şubat 2009 Pazartesi
Selim Işık günlüğünden...
Yemeğimi bitirmedim. Oysa annem , yemeğimi sonuna kadar yemeğe alıştırmıştı beni.Doğru dürüst bir şey öğretmedi zaten.Göstererekte örnek olmadı.Ben de öğrenemedim.Erkekler gibi tükürmesini ,sigara içmesini ,havluya yüzümü silmesini,eşyayı tutmasını bilmiyorum bu yaşımda.İnsanlara para uzatmasını bilmiyorum daha;cüzdanımdan para çıkarmasını beceremiyorum.Ne işim var bu dünyada benim.Tabağımı uzatışım bile başkalarına benzemiyor.Oysa ne kadar çalıştım tabağıma bakmadan tabağımı uzatmaya.Annem de yerli yersiz şımarttı beni; başka türlü oluşumu yanlış yorumladı.Onun oğlu kimselere benzemezmiş.Çok duyduk bu sözleri başka annelerdende.Annem sorumludur.Hiçbirşey bilmeseydim ; belki yeni baştan öğrenebilirdim.O kadar da saf kalamadım.Artık çok geç.On yedi yaşıma kadar beni yıkadı; bütün imtihanlardan önce ,sabahlara kadar anlattığım dersleri dinledi..Yalnız başıma çalışma alışkanlığını edinemedim bir türlü.Ruh doktorları bu satırları okusalar,bilgiç bir tavırla pis pis sırıtırlar.En kötüsü hayır demeyi öğrenemedim.Yemeğe kal dediler kaldım; oysa kalınmaz .Onlar biraz ısrar ederler; sen biraz nazlanırsın.Sonunda kalkıp gidilir.Her söylenileni ciddiye almak yok mu , şu sözünün eri olmak yok mu ;bitirdi yıktı beni.Kitaplarda büsbütün bozdu ahlakımı .İnanmak güzel şeydir hayır değildir.Erkek dediğin cebinden dolmakalemini çıkarıp öyle bir adres yazar ki.Kaşığını alışkın bir hareketle çorba tabağının içine bırakır, kaşık hiç ses çıkarmaz tabağa düşerken.
12 Şubat 2009 Perşembe
Tutunamayanlar
Fakat o benim gibi değil ki: Normal...Normal, anormal...Bu kelimeleri çocukluğumdan beri sevmem.Daha o zamanlar , bazı akrabalarım bana anormal derlerdi.Bu sözler insanın yüzüne söylenmez.Gene de duyar insan.Anormal. Bu çocuk anormal.Bu çocuk normal değil. Onlara göre durmadan kitap okuduğum -hatırladığıma göre çok okumazdım doğrusu- ve misafirlerin yanına çıkmadığım-bu ''yanına çıkmak'' deyimi beni ürpertirdi, içime bulantı veriridi- ve gereken yerde gereken kelimeyi bulamadığım için -bu nedenle bana ayrıca aptal derlerdi-anormaldim.Ben de büyüyünce çok normal olmak ve onları utandırmak için yanıp tutuşurdum.Galiba haklı çıktılar.Nasıl bildiler bunu? onların akılsız , duygusuz ve bilgisiz olduklarını bildiğim için , haklı çıkmalarına bütün kalbimle ve aklımla ve öfkemle isyan ediyorum.Ben haklı çıkmalıydım.Olmadı. Sebep olanların gözü kör olsun!Bir zamanlar Tutunamayanlar diye bir söz etmiştim.Şimdi bu sözü çok hafif buluyorum....
Selim Işık....
Evet onlar haklı çıktı.Sonunda bana olanlar olduktan sonra aralarında konuşacaklar ; yıllar önce biz bu durumu anlamıştık diyecekler.Kitap okumasından belliydi,misafirlerin yanına çıkmamasından anlamıştık.Yerli yerinde karşılıklar bulup söyleyememesi onu bu duruma getirdi .Bir bakıma talihsizim.Misafirin yanına çıkmadıkları halde başlarına bir şey gelmeyenler de var.Onlar bir bakıma kaybediyorlar.Eksik olsun böyle kazanç.Ben ölüyorum görmüyormusunuz:Yazık diye üzülecekler .Fakat haklı çıkmanın sevinci içlerini ısıtacaktır.Beter olsunlar diyeceğim ; oysa beter olan benim...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
Bakkala gidiyordum. Sevgi’yle benim bakkalıma mı? Yoksa bakkal Rıza’ya mı? Bakkallar da hep birbirlerine benzerler. Ne yapıyorsun? dedi Sev...
-
Ben tavan arasındayım sevgilim! diye bağırdı delikten aşağı doğru. Eski kitaplar bugünlerde çok para ediyor. Bir bakmak istiyorum onlara...
-
“Bir insanı anlamak için onu sevmek gerekir. Peki ama sevmek için ne gerekir? İşte tam bu noktada nedensizliğin arsız kuşları üzerinize pi...
-
Bakkala gidiyordum. Sevgi’yle benim bakkalıma mı? Yoksa bakkal Rıza’ya mı? Bakkallar da hep birbirlerine benzerler. Ne yapıyorsun? dedi Sev...